🪀 Dar Kanal Hastalığı Ihmale Gelmez

Kalpsağlığı için bu 9 öneriyi uygulamalı! mudahil Eki 11, 2021. Kardiyoloji Uzmanı olarak tanınan Profesör Doktor Sinan Dağdelen, pandemi tehdidinin altında girmiş olduğumuz Sonbahar döneminde kalp ile damar hastalıklarına karşı ihmale gelmez önlemleri şu şekilde sıralamış oluyor; Gündem. Ana Sayfa > SAĞLIK > İdrarda kan görülmesi ihmale gelmez, hemen doktora başvurun 06.06.2022 - 17:02 | Son Güncelleme: 06.06.2022 - 17:02 Türkiye Gazetesi PeriferikDamar Hastalığı Ege Tv; Aort Anevrizması Ege TV; Kanal 35 Önce Sağlık - Variste Risk Faktörleri; Kanal 35 Önce Sağlık - Varis Tedavisi Nasıl Olur? Op Dr. Tuncay Sezgin. Op. Dr. Tuncay Sezgin 1978 yılında doğmuş olup sırasıyla Bilecik Edebali İlkokulu (1984-1989), Ankara Kanuni Lisesi (1989-1995) ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi (1995-2001) eğitimini tamamlamıştır. 2001 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Hakkımda Op. Dr Mehmet Reşit Önen VM Medical Park Maltepe Hastanesinde Beyin Ve Sinir Cerrahisi Alanında Hizmet Vermektedir. İlgi alanları. Bel fıtığı. Boyun Fıtığı. Omurilik Kanal Darlığı. Tümünü göster. LomberDar Kanal (Omurga Kanal Darlığı) Prof.Dr.Hasan Çağlar UĞUR TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,685 uzman makalesi arasında ' Lomber Spondilolistezis ve Skolyoz (Bel Kayması) ' başlığıyla benzeşen toplam 12 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir. Dar kanalın oluşumunda disklerden başka yanda ki dokular da sinirlerin sıkışmasına neden olabilir. Bu durumda tedavi şekli değişebilir. Uzun yıllar boyunca omurilik kanal daralması çeken kimseler de çok yoğun bir bitkisel tedavi programı uygulansa da sağlıklı sonuç vermemektedir. Köpeğim sürekli bir yerleri yalıyor diyen pet sahiplerinin dikkat etmesi gereken köpeklerinin temizlenmek için mi yoksa rahatsız olduğu için mi yalandığıdır Kentte ya da doğada yürüme mesafeniz 500 metrenin altına düştüyse dikkat edin. Bacaklarınızda ağrı, uyuşma, tutulma ve oturma ihtiyacı hissetmeniz dar kanal hastalığının habercisi Meme meme hastalıkları açısından kadınların bir dezavantajıdır. Kadın meme kanseri erkeklerden 100 kat daha fazladır. Dünyada ve ülkemizde, meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserdir. Telefon telgraf, televizyon vb. araçlarla iletişimi sağlayan yol, hat. Tahtanın liflerine dik yönde açılan kırlangıç kuyruğu biçimli girinti. İçinden damar, sinir veya bir sıvı geçen yol. İki kıyı arasındaki dar ve derin deniz. Görüntü veya ses sinyalinin iletildiği veya kaydedildiği yolların her biri. Bk. yatak. gece uyumaya müsait olan lenslerle uyumayın, lensli uyku saatiniz 3'ü geçmesin, lensle uyumayı alışkanlık haline getirmeyin, eve gelince mümkünse hemen çıkarın. ayda bir lenslerinizi değiştirin, sorun yok kullanırım diye düşünmeyin, tarihleri not edin. daima yanınızda bir kullanımlık lens suyunuzu ve gözlüğünüzü nBbLx3r. Diyabet, yetersiz beslenme ve kullanılan bazı ilaçlar; diş etlerinizin normalden daha çabuk ve daha fazla tahriş olmasına sebep olabilir Yapılan araştırma sonuçlarına göre, diş eti çekilmesi üzerine değişik faktörlerin etkisinin olduğu bildirilmiştir. Bunlar; temel olarak yapısal faktörler, iritan faktörler ile dişeti iltihabı ve periodontal hastalıklar olarak sıralanabilir. Uzun kas ataşmanları, diş köklerinin morfolojisi, uygunsuz diş kapanışları, dişlerin diş arkı dışında yer alması gibi yapısal faktörlerin yanı sıra; travma, yanlış diş fırçalama, fırçalama süresi ve sıklığı, anormal ortodontik kuvvetler, bakteri plağı ve diş taşı, kötü alışkanlıklar diş aralarına sık sık kürdan, toplu iğne gibi yabancı cisimler sokulması, tırnak yeme, kalem ısırma vb., hatalı dolgu ve protezler gibi iritan faktörler de diş eti çekilmesine neden olur. Diş eti çekilmesi bulunan kişilerde çekilmelere bağlı olarak çeşitli şikayetler görülebilir. Bu şikayetler şöyledir Kök/diş hassasiyeti Kök çürükleri Estetik problemler Dişi kaybetme korkusu Pulpa hastalıkları Diş eti çekilmelerinin sonucunda dişlerin klinik kron boyları artar ki hastalar özellikle ön bölgede dişlerini uzamış gibi hissederler ve estetik sorunlar ortaya çıkar. Çoğu kişi için bu durum aşırı hassasiyet ve kök çürüklerinden daha önemlidir. GEREKİRSE CERRAHİ UYGULANABİLİR Diş eti çekilmelerinde etkene yönelik tedavi yapılmalıdır, daha sonra eğer gerekli ise çeşitli cerrahi yöntemlere başvurarak diş eti çekilmesi kapatılabilir. Örneğin; çekilme hatalı ve sert fırçalama ya da çeşitli alışkanlıklara bağlı olarak geliştiğinde öncelikle bu faktörler ortadan kaldırılmalıdır, ya da etken periodontal hastalık ise hastalık kontrol altına alınmalı ve ilerlemesi engellenmelidir. İleri derecede problemli ve cerrahi olarak tedavi edilemeyen durumlarda dolgu, kron gibi restoratif işlemlere başvurulabilir. Periodontal hastalıkların ana nedeni bakteri plağı olmakla beraber; sigara, sistemik hastalıklar, ilaçlar, stres ve beslenme gibi diğer unsurlar da diş eti sağlığını etkileyebilir. Aynı zamanda genel vücut sistemini etkileyen hastalıkların veya durumların dental tedaviler esnasında herhangi bir komplikasyon oluşturmamaları amacıyla da dikkatli davranılmalı ve diş hekimi konuyla ilgili muhakkak bilgilendirilmelidir. Diş eti hastalığı oluşmasına neden olan etmenler şunlardır Sigara Sigara, bilinen genel zararlarının yanında periodontal hastalık görülme riskini de artırır. Yapılan çalışmalar, periodontal hastalık gelişiminde ve ilerlemesinde sigaranın çok önemli bir risk faktörü olabileceğini gösterir. Bu çalışmalarda; sigara içenlerde içmeyenlere kıyasla daha fazla diş taşı oluştuğu, sigara içenlerin daha derin ceplere sahip oldukları ve kemik ve dişi destekleyen dokularda daha fazla kayıpları olduğu bildirilmiştir. Ayrıca sigaranın içerisindeki kimyasal maddelerden ve ısı etkisinden dolayı birçok olguda diş eti iltihabı belirtileri maskelenmektedir. Bu nedenle gerçekte iltihaplı olan diş eti kanamadığı için hasta çoğu zaman periodontal hastalığın ve diğer sorunların farkında değildir. ERGENLİK, HAMİLELİK VE MENOPOZ Bu özel dönemlerde hormonlarda meydana gelen değişimlerden dolayı vücuttaki pek çok dokuda olduğu gibi diş eti dokusunda da etkilenmeler meydana gelir ve bu durumda dokuların mikroorganizmalara karşı cevabı daha fazla olur. Bu nedenle, bu dönemlerde bakteri plağını kontrol altında tutabilmek için günlük diş fırçalama ve diş ipi kullanımına ekstra özen göstermek çok büyük önem taşır. Diyabet Diyabet, insulin hormonunun yokluğu, yetersizliği veya etkisizliği nedeniyle, hiperglisemi ile birlikte özel komplikasyonlara da yol açan bir hastalıktır. Diyabetik hastalarda ağızda görülen en tipik değişiklik, tükürük akış hızı ya da miktarında belirgin farklılık yaratmayacak ölçüde ortaya çıkan ağız kuruluğudur. Kontrolsüz diyabetiklerin ağızlarında kuruluk, yanma, tat duyu organı dil papillalarında kayıplar oluşabilir. Ayrıca diyabetiklerde kan şekeri yükseldiğinde diş eti oluklarındaki glukoz miktarı da iki misli artar. Böylece ağızdaki tükürük bezlerinde ve diş etinde glukozun artmasıyla ağızda yaşayan bakteri florası da olumsuz etkilenir. Diyabetli hastalarda enfeksiyon gelişme riski yüksektir. Bu nedenle diyabetlilerde periodontal hastalıklar daha kolay gelişebilir ve daha şiddetli yıkıma yol açabilir. Özellikle kontrol altında olmayan diyabette, periodontal hastalığın şiddeti ve doku yıkımı daha da artmaktadır. Periodontal hastalığı olan bireylerde, diyabetin alveoler kemik yıkımı hızlandıran ve şiddetlendiren bir etken olduğu gösterilmiştir. Diyabet, periodontal hastalık için bir risk faktörü olmakla birlikte; periodontal hastalık, diyabetin bir komplikasyonu olarak kabul edilmektedir. Başka bir deyişle, diyabetli hastalarda periodontal hastalık oluşma riskinin ve hastalığın şiddetinin daha fazla olduğu bilinmektedir. Ayrıca diğer tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi; periodontal enfeksiyonun varlığı da diyabetin metabolik kontrolünü zorlaştırır. Diyabetik hastaların ağız-diş bakımlarına özen göstermelerinin yanı sıra düzenli diş hekimi kontrolünde olmaları gerekir. Ağızda bir sorun ya da çok sayıda çürük dişler mevcutsa, bu durum enfeksiyon odağı yaratarak kan şekerini yükseltebilir. Şiddetli ve yaygın ağız-diş sorunları bulunan diyabetin kontrol ve düzenlenmesinde güçlüklerle karşılaşılabilir. Stres Stresin periodontal hastalık açısından da bir risk faktörü olduğu yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu çalışmalar, stresin enfeksiyonlarla mücadeleyi zorlaştırdığını ve periodontal hastalığa yatkınlığı artırdığını göstermiştir. Yetersiz beslenme Yetersiz ve kötü beslenme, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyerek enfeksiyonlarla mücadelesini zorlaştırır. Periodontal hastalıklar da ciddi enfeksiyonlardır, yetersiz beslenme durumunda diş eti iltihabının şiddeti artabilmektedir Diş eti çekilmesi yaşandıktan sonra aslında diş etleri bir daha geri gelmez. Diş eti çekilme tedavileri, bir anlamda diş eti çekilmesini önlemek ve diş eti çekilmesinin ilerlememesine yönelik uygulanır. Diş eti çekilmelerine etken olan bakteriler ve diş eti taşları, diş etlerinin altından kazınarak temizlenirler. Açıkta kalmış olan bakterilerin ve diş taşlarının yapıştığı kök yüzeylerini temizleyerek aslında diş etinin sağlıklı bir hal alarak kök yüzeyine yapışmasını sağlarız. Bütün tedavilerin genel amacı budur. Bazı ilaçlar diş etinin bozulmasına sebep olur Bazı ilaçlar, diş etinde özel değişiklikler meydana getirerek ve ağız içi diğer dokuları etkileyerek ağız sağlığı üzerinde olumsuz etki gösterirler. Bunlar; doğum kontrol hapları, antidepresanlar, bazı tansiyon-kalp ilaçları, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar, sara tedavisinde kullanılan ilaçlar, astım tedavisinde kullanılan ve kortizon içeren sprey formundaki bazı ilaçlardır. Böyle bir durumda diş hekimi ve tıp doktoru konsültasyon yapmalıdır. Doğum kontrol ilacı kullanlarda, diş etinde lokal iritanlara karşı abartılı bir cevap ortaya çıkar. Enflmasyon hafif bir şişlik ve kızarıklıktan ibaret olabileceği gibi, şiddetli bir tablo da söz konusu olabilir. Sistemik hastalıklar Diyabet gibi bazı sistemik hastalıklar ve bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar da periodontitisin şiddetini ve tedaviye verdiği yanıtı etkiler. Lösemi, AIDS gibi vücudun savunma sistemini etkileyen hastalıklar diş etlerinin durumunu daha kötü bir hale getirebilir. Kişilerin enfeksiyona çok açık olduğu durumlarda diş eti hastalığı genellikle çok daha şiddetlidir ve kontrol altına alınması daha güçtür. 14/05/2017 Özel Meltem Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İbrahim Karahan, doğumsal bozuklukların yanı sıra ağır kaldırma, öksürme, kronik kabızlık, ıkınma ve idrar zorluğu gibi durumlarda ortaya çıkan kasık fıtığında erken tedavi önemli olduğunu söyledi. Uzman Op. Dr. İbrahim Karahan,Latince anlamı 'yırtık' olan fıtık, karın içerisindeki organların karın duvarındaki zayıf noktalardan dışarı çıkması olduğunu belirtti. Op. Dr. İbrahim Karahan, "Bu zayıf noktalar doğumsal bozukluklar olabilmekle beraber ağır kaldırma, öksürme, ıkınma veya idrar zorluğu gibi durumlar ile de görülebilir. Kasık fıtığı kendi başına büyük bir tehlike arz etmez fakat komplikasyonlara neden olduğu durumlarda bu değişebilmektedir. Bu nedenle fıtığı ciddiye almak gerekir" diye konuştu. KASIK FITIĞININ OLUŞMA NEDENLERİ Fıtığın oluşma nedenlerine değinen Dr. Karahan, "Kasık fıtığının nedeni tam olarak bilinmiyor fakat fıtığın oluşumunda bazı faktörler ön plandadır. Fıtığın bulunduğu bölgeler nispeten karın zarının zayıf olduğu yerlerdir. En çok görülen fıtık tipi olan kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla daha çok görülür. Anne karnındaki erkek bebeğin testisleri karnından torbalarına son 2 ayda inmektedir. Karın içerisindeki testisler ayrı ayrı her iki kasıkta oluşan iki kanaldan torbalara varırlar. Bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmadığı takdirde fıtıklaşma meydana gelir. Kızlarda da kasık kanalı bulunmaktadır ve bu kanal açık kalabilir. Kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır. Bazı insanların bağ dokuları zayıf olabilmektedir. Bu nedenle fıtığın oluşmasında tetikleyici rol oynayan bazı hastalıklar var ise fıtık oluşmaya başlar. Karın içi basınç fıtığın oluşumunda önemli bir etkendir. Bunlar yaşlılık, kanser, şeker hastalığı, şişmanlık, aşırı zayıflık, idrarda zorlanmaya neden olan prostat, kabızlık, ağır bir yük kaldırmayı gerektiren işler veya gebelik şeklinde olabilmektedirler" dedi. KASIK FITIĞI KİMLERDE GÖRÜLÜR? Kasık fıtığının her yaşta ortaya çıkabileceğini söyleyen Op. Dr. Karahan, kasık fıtığının erkeklerde daha sık görülmesiyle birlikte genetik geçmişin de kasık fıtığında etkili olduğunu vurgulamaktadır. Ailesinde kasık fıtığı bulunan kişilerde kasık fıtığı olma riskinin yüksektir. Özellikle ciddi akciğer hasarı ile kronik öksürük, kistik fibrozis kabızlık sorunlarının kasık fıtığını tetiklediğini belirtiyor. Fazla kilolar da vücuda baskı uyguladığı için kasık fıtığına neden olabilmektedir. Gebelik dönemi fıtık riski artmaktadır bunun nedeni tıpkı fazla kiloda olduğu gibi basınçla ilgilidir. Bazı meslek gruplarında özellikle fiziksel olarak yapılan ağır işler, uzun süre ayakta duranlar da kasık fıtığı riski yüksektir. Erken doğum da kasık fıtığı riskini arttıran bir başka etmendir. Karın duvarının yeterince gelişmemiş olmasıyla kasık fıtığı ortaya çıkabilmektedir" ifadelerini kullandı. KASIK FITIĞI AMELİYAT SÜRECİ NASILDIR? Kasık fıtığının tek tedavi yöntemi cerrahi ameliyat olduğunu belirten Karahan, " Cerrahi ameliyatta ise genelde kapalı denilen Laparoskopik yöntem uygulanır. Kapalı yöntemde hem sağ hem sol her iki kasık kanalını da görmenin mümkün olduğunu ve bunun da büyük kolaylık sağladığını belirtmektedir. Kapalı yöntem 3 adet küçük kesi ile gerçekleştirilir. Birinci delikten içeri zararsız bir gaz olan C02 verilir. ve bir boşluk oluşturulur. 0,5 cm'lik diğer iki delikten ise kamera ve el cihazları gönderilir. Yama yırtığın olduğu yere yerleştirilir ve kenar köşelerinden tutturulur. Kapalı yöntem çok küçük kesilerle yapılmaktadır. Kesinin kısa olması yara veya enfeksiyon riskini azaltmaktadır. Kronik cilt hassasiyetleri daha az görülmektedir. Kısa bir sürede ameliyat izlerini bulmak imkansız bir hale gelir" dedi. Op. Dr. İbrahim Karahan, kasık fıtığının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, "Belirtiler dahilinde eğer bu ameliyat yapılmaz ise fıtık gün geçtikçe büyür. Neredeyse futbol topu büyüklüğüne kadar varabilen fıtık, oldukça büyük acı da vermektedir. Bunun yanında eğer cerrahi ameliyat yapılmaz ise fıtık boğulması dediğimiz fıtığın dışarıda sıkışıp kalması durumu meydana gelebilir. Ayrıca fıtık büyümesi barsak düğümlenmesine de yol açabilir ki bunlar da hastayı oldukça riskli bir sürece sokmaktadır" diye konuştu. - KİLİSİhlas Haber Ajansı / Yaşam İbrahim Karahan Yaşam Haberler Dünyagöz Adana Hastanesi Doktoru Yetkin Özgan, 'göz kanlanması'nın ihmale gelmeyeceği uyarısında bulunarak, "Göz kanlanması; üveit, enfeksiyon, ramotolojik hastalıklar ve troid gibi hastalıkların belirtisi olabilir" dedi. Hemen hemen herkesin yaşadığı, ancak çoğu zaman 'geçer' diye önemsenmeyen göz kanlanması sorununun, birçok göz hastalığının da habercisi olabileceğini kaydeden Özgan, göz kanlanmasının; gözün beyaz olan kısmının ön yüzeyini örten zar tabaka olarak bilinen konjoktiva yüzeyindeki damarların genişlemesi sonucu oluştuğunu anlattı. Özgan, "Çok ender olarak da bu damarlarda olan çatlamalar kanlanmaya neden olur. Kanlanma tek bir gözde, sıklıkla da her iki gözde görülür. Bazı zamanlar göz yorgunluğu, klimalı, aşırı sıcak veya soğuk ortamlar ya da bilgisayar başında uzun süre çalışmak gibi nedenlerin tetiklediği göz kanlanması, üveit, göz tansiyonu, troid ve ramotolojik gibi ciddi hastalıkların habercisi olabilir" dedi. "GÖZ KANLANMASI İHMAL EDİLMEMELİ" Göz kanlanmasının ciddiye alınması gerektiğinin altını çizen Özgan, özellikle tek gözde yaşanan kanlanmanın riskli olduğunu ifade ederek, kanlanmanın genelde konjoktiva tabakasını da içeren bir tahrişe veya iltihabi sürece bağlı olduğunu anlattı. Yetkin Özgan, "Göz kuruluğu, allerjik reaksiyonlar, mikrobik durumlar, yabancı cisimler, travma, ani çıkışlı göz tansiyonu, üveit olarak bilinen göz içi iltihabı, kirpik dibi iltihabı, güneşe ve ultraviyole ışıklara maruziyet, sistemik hastalıklar göz kanlanmasının nedenlerinden birkaçıdır. Romatolojik hastalıklar ve tiroid hastalıklarında da gözlerde kanlanmalar görülebilir. Gözde kan oturmaları ise belli bir bölgede yerleşimli olup genelde kol tansiyonun yüksekliğine, travmalara ve ıkınma gibi ani göğüs kafesi basıncı artışına bağlı olarak oluşur. Göz kanlanması ihmal edilmemeli, bir hekime başvurulup nedenleri araştırılmalı" ifadesini kullandı. "Ağrı VE SULANMA VARSA ACİL DURUM SÖZ KONUSU" Göz kanlanmalarının özellikle ağrı, sulanma ve görme kalitesinde azalmayla birlikte olduğu zaman acil durum teşkil ettiğini belirten Özgan, açıklamasını da şöyle sürdürdü; "Tedavi altta yatan etkene göre yapılır. Yabancı cisim varlığında cismin çıkartılması, ani göz tansiyonu varlığında tansiyonun düşürülmesi ve tedavisi, üveitlerde gerekli tedavinin yapılması ve sistemik rahatsızlıkların araştırılması, ultraviyole yanıklarında gözün uygun ilaçlar eşliğinde belirli süre kapatılması gerekir. Göz kızarıklığına neden olan olay göze kimyasal bir sıvının veya gazın gelmesi ise ilk yapılacak olan iş saniyeler içerisinde gözün ve çevresinin bol suyla yıkanması sonrasında en yakın sağlık merkezine ulaşılması olacaktır. Kontakt lens kullanıcılarında olan kanlanma ve ağrılarda kontakt lens kullanımı kesilip en kısa zamanda göz muayenesi yapılmalıdır. Alerjik durumlarda güneş gözlüğü ve gölgelikli şapkaların kullanımı önerilir. Şiddetli alerjik reaksiyonları tedavisi kısa sürede başlanılmalı." - ADANAİhlas Haber Ajansı / Yerel Ağrı Yerel Haberler Ancak yürüme mesafeniz 500 m’nin altına düşüyorsa ve yürürken bacaklarınızda ağrı, uyuşma,tutulma, bununla birlikte oturma ihtiyacı hissediyorsanız aman dikkat! Teşhisi oldukça zor olan “dar kanal” hastalığı riski taşıyor olabilirsiniz. Kamuoyunda özellikle fıtıklarla karıştırılan “dar kanal” hastalığı; sinsi bir şekilde seneler içerisinde vücudu ele geçiriyor. Vücut giderek öne eğilmeye başlıyor. Yürüme mesafesi 200 metreye indiğinde hastalarda kısmi felç ortaya çıkıyor. Kamuoyu tarafından çok fazla bilinmeyen dar kanal hastalığı spinal stenoz konusunda uzmanlar uyarıyor. Teşhisi oldukça güç olan bu hastalığın fıtıkla karıştırılması hayatınızı kabusa çeviriyor. Dar kanal; omurgayı oluşturan omur kemiklerinin ortasında yer alan omurilik kanalının ön-arka ve/veya sağ-sol çaplarının daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği bazı seviyelerde kum saati gibi boğması sonucu oluşuyor. En çok bel ve boyun omurlarını tutuyor. Bu sinsi hastalığın belirtileri; yürürken veya ayakta iken ağrı, uyuşma, bacaklarınızda tutulma ve durma ihtiyacı gelmesidir. Çoğu zaman fıtık belirtileri ile kendini önceden belli eden dar kanal hastalığı en az bel fıtıklı hastalar kadar, hatta onlardan daha fazla teşhis ve tedavide önem taşıyorlar. Çünkü bu hastalar; ya yanlışlıkla bel fıtığı tanısı almış ve tedavileri ileri yaşları nedeni ile rafa kaldırılmış ya da ameliyat platin takmayı gerektirdiği için korkutucu ve riskli hastalık grubunda kabul edilip bilerek ihmale uğramış kişilerdir. ERKEN TEŞHİS OLMAZSA GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN HASARLAR ORTAYA ÇIKAR Dar kanal zamanında tedavi edilmezse sonuçları itibariyle hastayı geri dönüşü olmayan nörolojik tablonun içine sokacağını belirten Doç. Dr. Cahide Topsakal “Hastalar kaçıncı yılda olurlarsa olsunlar mutlaka ameliyat edilmelidirler. En azından olanı korumak gerekmektedir. Aksi takdirde hasta yatalak noktaya gelebilir” dedi. Dar kanalın boyunda gelişmesi durumunda bazen omurilikte yaralar açabileceğine dikkati çeken Topsakal “Açılan yaralar, hem kolları hem bacakları etkileyecektir. Hastalar yürürken bacaklarına tutulma geldiğini ve durmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. Bu durum, hastalara çok acil ameliyat gerektirir” diyerek konunun hassasiyetini belirtti. BEL FITIĞI VE DAR KANAL NEDEN KARIŞTIRILIYOR? Her iki hastalıkta da bacak ağrısı, uyuşma ya da güç kaybı gibi benzer bulgular olabileceği için aradaki farkı anlamak zorlaşabiliyor. Ancak “Dar kanal” hastalığının teşhisinde beyin sinir cerrahisi uzmanına görünmek büyük önem taşıyor. Bel fıtığı ile dar kanalbulgularının birbirine çok fazla karıştırıldığının önemini vurgulayan Doç. Dr. Topsakal “Her iki hastalıkta da bacak ağrısı, uyuşma ya da güç kaybı olur. Ancak bel fıtığında olay genellikle tek taraftadır. Dar kanalda ise genellikle iki bacağı birden tutar. Dar kanal sadece ayakta iken güç kaybı yani geçici felç ya da uyuşma şeklinde gelirse doktorlar tarafından da kolaylıkla atlanır. Sadece uyuşma ile gelen dar kanal hastası doktora gitmesi gerektiğini anlayamayabilir. Kısacası dar kanal her zaman ağrı ile gelmek zorunda değildir. Hem ağrı, hem uyuşma hem de güç kaybı bir arada olursa teşhisi daha kolay olmaktadır” dedi. Oturmadan bir seferdeki yürüme mesafesi 500m altına inince artık hastanın ameliyatlık olunduğunun altını çizen Doç. Dr. Topsakal “Bu dönemde henüz ayakta felç yoktur ancak hastalar yine de ameliyata alınırlar. Yürüme mesafesi 200metreye indiğinde hasta farketsin ya da farketmesin artık ayakta ya da bacakta güçsüzlük yani kısmi felç başlamıştır. Geçici felç kalıcı felç aşamasına geldiğinde ameliyat başarısı düşer. Geç kalınmış olunsa da olanı koruyabilmek için mutlak ameliyatla darlığı açmak gerekir” dedi. HASTA, AMELİYATTIN ERTESİ GÜNÜ İYİLEŞME BELİRTİLERİ GÖSTERİYOR Bu ameliyatın kesinlikle tecrübeli ellerde yapıldığında hastanın farkı hemen görebileceğini dile getiren Doç. Dr. Topsakal “Dar kanal beklemeye gelmez. Felçli aşamada yapılan ameliyatın başarısı felçsiz aşamaya göre çok düşüktür. İleri felç hastayı sonunda yatalak yapar. Hasta altına kaçırmaya başlayabilir. Fakat ehil ellerde yapılan ameliyatın ertesi günü olumlu etkileri hemen görmek mümkün oluyor. Öne eğik yürüme ortadan kalkıyor. Boyun dar kanal ise bacaklardaki tutukluk ortadan kalkıp kollar canlanıyor. Bel dar kanal ise hasta bacaklarına kuvvet geldiğini hissediyor. Gerçek anlamda iyileşme bir yılı alıyor. Hasta 3. gün taburcu ediliyor” dedi. AMELİYAT SONRASI VİDALAR KIRILIRSA NE OLUR? Bu sistemin erken dönemde kırılabilmesi için hastanın travmaya maruz kalması gerekiyor. Yine de telaşlanmamak gerekiyor. Çünkü sinire zarar vermiyorlar. İlk 3-4 aydan önce kırılmışsa kırılanın yenilenmesi gerektiği önemle vurgulanıyor. Çünkü kemikler henüz kaynamamış durumda oluyor. VİDALAR NASIL UYGULANIYOR? ÇIKARTMAK GEREKİR Mİ? Vidalar bugüne kadar ne dünyada, ne de Türkiye’de asla ve asla körlemesine gönderilmediğini söyleyen Doç Dr. Topsakal “Daima skopi denen görüntüleme yöntemi ile uygulama yapılır. Bu cihaz hemen her hastanede bulunmaktadır. Vida göndermek için fazla kompüterize cihazlara gerek yoktur. Bazı cerrahlar vidaları 2 yıl sonra çıkartmayı önerir. Gereği yoktur. Çünkü çıkartmak takmaktan zordur. Ancak hastanın psikolojisini bozuyorsa durum kişiye özel değerlendirilebilir” diyerek merak edilen konular hakkında bilgilendirdi. Bebeğinizin bir ya da iki gözünde sulanma ve çapaklanma sorunu mu var? Eğer yanıtınız 'evet' ise dikkatli olun, nedeni gözyaşı kanalındaki tıkanıklık olabilir! Bu problem ihmale gelmez, çünkü gözde sık sık enfeksiyon oluşumuna yol açan gözyaşı kanalı tıkanıklığı ilk 3 ayda basit bir müdahaleyle tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise tek çözüm ameliyat olabiliyor! Gözü korumak ve temizlemek gibi son derece önemli bir işlevi olan gözyaşı burun köküne yakın 2 kanalla gözyaşı kesesine, ardından da burun arkasındaki boşluğa akıyor. Bu kanalların tıkanması durumuna da 'gözyaşı kanalı tıkanıklığı' deniyor. Her 100 bebekten 20'si gözyaşı kanalı tıkalı olarak dünyaya geliyor. Bu tıkanıklık bebeklerin yaklaşık yüzde 90'unda doğum sonrasında ilk ağlamayla birlikte açılırken, diğerlerinde ise kapalı kalmaya devam ediyor. Acıbadem Bodrum Hastanesi'nden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Teoman Özek, gözyaşı kanalı tıkanıklığının en tipik belirtileri olan gözde sulanma ile çapaklanma sorununda gecikmeden bir göz hekimine başvurulması gerektiğini belirterek, "Çünkü tıkanıklık ilk 3 ayda basit yöntemlerle tedavi edilebilirken geç kalındığında ise ameliyat gerekebiliyor. Ayrıca tıkanıklık bu süreçte gözün sık sık mikrop kapmasına, bunun sonucunda gözyaşı kesesinde apseye yol açabiliyor. " diyor. Gelişim bozukluğu veya doğum travmaları neden oluyor Bazı bebeklerin burun kanalları gelişim bozukluğu nedeniyle tıkalı olabiliyor. Doğumun ardından bebeğin ilk ağlamasıyla birlikte burun kanallarındaki bu yapışıklık açılırken bazılarında ise kapalı kalıyor. Ayrıca doğum sırasında burnun bir tarafında deviasyon oluşması da gözyaşı kanalının tıkanmasına neden olabiliyor. Gözlerde sulanma ve çapaklanmaya dikkat! Gözyaşı kanalı tıkanıklığı genellikle burnun bir tarafında oluşuyor. Eğer gözyaşı kanalı tıkalıysa, her iki tarafta eşit miktarda gözyaşı salgılanmasına rağmen, bebeğin bir gözünde daha fazla sulanma oluyor ve gözyaşı yanağına doğru akmaya başlıyor. Bunun nedeni ise sorunlu bölgede gözyaşının burna geçememesi. Bu bulgular çocuk güneşe çıktığında ve rüzgarlı havalarda daha belirgin hale geliyor. Soruna zamanında müdahale edilmezse aşırı sulanma kalıcı hale geliyor ve çocuğun bir gözünden sürekli yaş akıyor. Bir gözün sık sık çapaklanması ve uygulanan antibiyotik tedavisine yanıt vermemesi de gözyaşı kanalı tıkanıklığının diğer tipik belirtisi. Ayrıca enfeksiyon gelişirse burun köküne basmakla göze iltihap gelmesi ve burun kökünün yan tarafında şişme gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Erken teşhiste masaj ve antibiyotik tedavisi yeterli geliyor Gözyaşı kanalı tıkanıklığı erken aşamada saptandıysa, gözde çapaklanma sorununu ortadan kaldırmak için antibiyotikli göz damlası veriliyor. Ayrıca burundaki tıkalı olan kapağın açılmasını sağlayacak masaj uygulaması öneriliyor. Burun kökünden aşağı doğru sıvazlama şeklinde gerçekleştirilen masajı, göz hekiminin önerdiği şekilde günde 3 kez, 10'ar defa tekrarlamak yeterli geliyor. Erken müdahalede genellikle bir aylık düzenli antibiyotik tedavisi ve masaj uygulamasıyla tıkalı olan kanalın açılma ihtimali yüzde 90 gibi yüksek bir oranda seyrediyor. Geç kalındığında ameliyat gerekebiliyor Gözyaşı kanalı tıkanıklığı geç teşhis edildiğinde ise 'sondalama ve irrigasyon" adı verilen işleme başvuruluyor. Bunun için gözyaşı kanalları ile burun arasındaki bölüme ameliyathane şartlarında ufak bir enjeksiyonla basınçlı sıvı veriliyor. Tıkanıklık açılmazsa bu kez ince tellerden yararlanılıyor. Ortalama 5-10 dakika süren bu işlemler ile sorun genellikle gideriliyor. Ancak gözyaşındaki tıkanıklık yine devam ediyorsa bu durumda buruna geçici olarak yerleştirilen 'silikon tüp' ile yapışıklık gideriliyor. Eğer gözyaşı kanalı yine açılmazsa bu kez büyük bir operasyona ihtiyaç duyulabiliyor.

dar kanal hastalığı ihmale gelmez