🦕 Annesiz Büyüyen Erkek Çocuğun Psikolojisi

Birçocuk anasız ve babasız kaldığında her şeyi meşru görecektir. Bu bile müthiş bir tehlikedir. Annesi ve babası olmayan çocukların ne kadar duygusuz olduğunu herkes bilir, tahmin edebilir. Yapılan bilimsel araştırmalarda, annesiz ve babasız büyüyen çocukların ciddi manada suç işleme potansiyeline sahip oldukları GöçZamanı’na Hazırlanmak: Bahaeddin Özkişi’nin Öykülerinde Dinî/Metafizik Görünüm. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Aug 2018 Birkız çocuğu, erkek kardeşinde olan şeyin kendisinde niye olmadığını sorabilir. Bunun bir eksiklik olduğunu veya Allah tarafından cezalandırıldığını düşünebilir. “Bir çocuğun olabilmesi için anneye ve babaya ihtiyaç var. Annesiz babasız çocuk olmaz. Anne ve baba çocuk sahibi olmak istedikleri zaman birlikte Aklımaçocuğu olmayan kadınlar, annesiz çocuklar, çocuğu vefat etmiş anneler gelir. Her erkek çocuk bilyelerle oynar, her kız çocuğu ip atlardı. Çocuklar için el sanatı etkinlikleri 1 - Süt Kutusundan Fil. Zeynep Sertkaya Böyle büyüyen bir çocuk ileride nasıl bir yetişkin olur? Mommofilminin konusu; anneleri hayatını kaybetmiş iki çocuğun hayatında başına gelen duygusal olayları anlatmaktadır. Ağabey ve küçük kız kardeşi, büyükbabalarıyla beraber yaşamaktadır. Annesiz büyüyen iki çocuğun içler acısı hayat hikayesini konu eden film, gerçek bir hikayeden sinemaya aktarılmıştır. Sizlereİstanbul’dan yazıyorum. Ben evlendikten 10 yıl sonra bin bir zorlukla anne olan, çocuğu için ölecek bir kadınım. Yanlış anlaşılmasın her kesin çocuğu kendisi için değerli elbette. Ama zor bulunanın değeri her zaman başka oluyor. Bir sürü tedaviden sonra 34 yaşında anne olabildim. Şuan 45 yaşındayım. Birkızı isteyen bazı gençlere sıfat olmaya başladı. Alımlı, boylu poslu,endamlı bir genç kızı, boyu kısa, çelimsiz bir oğlan istediği zaman kız; "hıh, o okuntu oğlağı kılıklı oğlan 'a mı varacağım" , diye alay ederdi. Kimse, "okuntu oğlağı kılıklı", deyimine muhatap olmasın. Sevgiyle kalın. Ramazan Işık. Dengeli büyüyen çocuk daha mutlu ve özgüvenli’ Yeşim Tekstil’in Kadın ve Çocuk Kulübü ve Uludağ Soroptimist Kulübü iş birliğiyle hayata geçirilen ‘Kelebeğin Dünyası’ projesi söyleşilerinin konuğu Psikolojik Danışman Ayça Bolten Ülkü ile Dr. İlay Yılmazlar oldu. erkek iş başında kadın aş başında bellolur annesiz büyümüştü. Babası, kendilerini terkeden annelerinin yokluğunda altı çocuğu tek başına büyüttü. Dodd, Babasının doğum günü olan 5 Haziran'ı Babalar Günü ilan etmek için çalışmalara başladı fakat bu çalışmalar o tarihe yetişemeyerek kutlamalar haziran Hakkaride doğup büyüyen ve 22 yaşındayken severek evlendiği kuzeninden, yedi yıl boyunca gördüğü ağır fiziksel ve psikolojik şiddetin ardından boşanan iki çocuk annesi bir kadın, bu süreci şöyle anlatıyor: ''Evliliğimin ilk haftasından itibaren ağır şiddet görmeye başladımHer fırsatta dövüyordu beni. Kadındizisinde, Annesiz büyüyen iki çocuk annesi Bahar karakterinin hayatla mücadelesi konu alınmış. Dizide Bahar Çeşmeli karakterini canlandıran Özge Özpirinçci, Sarp karakterini canlandıran Caner Cindoruk ve Baharın annesi Hatice karakteri canlandıran Bennı Yıldırımlar gibi başarılı oyuncular yer alıyor. 1 Karışacak Bir Baba Olmadığından Daha Özgür Olurlar 2. Ama Daha Çocukluktan Ailesine Sahip Çıkma İçgüdüsüyle Büyüdüğünden, Bu Özgürlük Onlara Pek Bir Şey İfade Etmez 3. Kendilerini de Korumak Zorunda Olduklarından Daha Sert Karakterli Olurlar 4. Kapı Zillerinde Bile Daha Ufak Yaşlarda İsimleri Yazılır. Bu ''Evin Reisi'' Olduğun Anlamına Gelir. 5. m6MsFv. büyüdüğünde en iç acıtan anıların sahibi olan çocuktur. kıyamam .. büyüdüğünde en iç acıtan deneyimlere sahip olacak çocuktur. büyüyemez. her uzayış büyümek değildir zira. kompleks sahibi olma ihtimali çok yüksektir. onu bunu kıskanma, farklı biriymiş gibi davranma. babandan zerre sevgi görmemiş bir kız çocuğu isen de büyüyünce herkesin babasıyla ilişkilerini kıskanıp bok atma, arkadaşlarının sevgililerini elinden almaya çalışma, her erkekte baba şefkati arıyorum hesabı ortalık malı olma. emi çocuğum? kendi ruhunun acısını, büyüdüğünde çevresindekilerin ruhunu acıtarak dindirmeye çalışması muhtemel bir sadece anne ve baba sevgisi bile yetmez bir çocuk için, yüzünüze bakan her çocuğua gülümseyin. büyüdüğünde eşinden anne/baba sıcaklığı, şefkati bekleyecek çocuktur. ilerde sorunlu bir birey olur. ne kadar gizlemeye çalışsa da hep nefret vardır içinde. sergilediği davranışlar, söylediği sözler hep bu nefret yüzündendir. büyüdüğünde genelde sanatçı olur. büyüdüğünde kendi de sevgisini kolay kolay ifade edemeyen biri olur. rahatça "seni seviyorum" diyemez mesela. ya da canımlı cicimli olamaz hiç bi arkadaşıyla. biraz mesafe bırakır hep. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın. Eleştirel rasyonalizm anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularından Henrik İbsen 1828 yılında bugün hayata gözlerini açtı. İbsen’i “İbsen’in Sıradışı Kadınları” kitabını kaleme alan dergimiz yazarı Bahar Akpınar’ın bir yazısı ile anıyoruz… Apollon Çocuğum dediği yaratığı yaratan anne değildir. Anne, yalnızca karnına ekilen tohumu besleyip büyütendir. Çocuğu yaratan, tohumu onun içine koyandır. Kadın, bir yabancı olarak bir yabancının tohumunu taşır. Aiskhylos, Eumenides Kadının anne kimliğinin tarihsel gelişimi en az mitolojik öykülerdeki yaradılış hikayesi kadar acıklıdır. Rahmi bir tarla gibi görülen ve doğum için bedensel bir araçtan fazlası olmadığına inanılan kadının anne kimliği, cinsiyet olarak onu güçlü kılan bir özellik olmaktan çok, sınırlandıran, baskı altına alan, boyun eğmesini gerekli kılan bir durum olarak karşımıza çıkar. Annelik kavramı ile kadın arasındaki ilişki farklı şekillerde kurulur Anne olmak, annesiz kalmak, biyolojik bir problem nedeniyle veya tercihen anne olmamak gibi çok açılı alanların hepsi kadın için birbirinden sıkıntılı durumlar olarak karşımıza çıkar. Anne olmak ve annesizliğin psikoloji, sosyoloji gibi sosyal bilimlerin konusu olmanın yanı sıra, edebiyat, tiyatro gibi güzel sanatların uygulama alanlarında da incelemeye değer verilerle temsili olan kavramlardır. Tiyatro alanında anne kavramını eserlerinde kimi zaman ilk bakışta göze çarpacak netlikte, kimi zamansa üzeri örtük biçimde ele alan oyun yazarlarından biri şüphesiz ki Henrik Ibsen’dir. Bu makale; annelik kavramını feminist metodoloji içinde değerlendirdikten sonra annesizliğin psikolojik çerçevesini çizerekher iki kavramı Ibsen oyunlarındaki kadın karakterler üzerinden incelemeyi amaçlar. “Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın” adlı çalışmasında Fatmagül Berktay kadının doğurganlığını ele alırken ad vermenin önemine dikkat çeker İlk ad verme işlemi günümüzden 5000 yıl önce Eski Mezopotamya dinsel düşünüş sisteminde karşımıza çıkar. Bu tarihten itibaren ad ve varoluş birliği başlar. Adı olmayan hiçbir şey varolamaz. Diğer taraftan ad verme işlemi güçlü bir eylem olduğu kadaraynı zamanda bir egemenlik simgesidir. Gücü elinde tutan ad vermeye muktedir olandır. Ne var ki söz konusu buegemenlik cinsiyetler arası bir hal alarak kadın cinsiyeti, erkek cinsiyet karşısında güçsüz konuma sokar. Ad verme üzerinden gelişen bu ayrım tek Tanrılı dinlerle pekişir Hıristiyanlıkta kadına ad verilmesi şaşırtıcı olmayan biçimde erkek tarafından yapılır. Tekvin220-23’de ad koyma işlemi şu şekilde ifade edilir And the man said This is the bone of my bone and flesh of my flesh She shall be caught Woman because she was taken out of man’ [1]. Böylelikle cinsiyet olarak tanımlaması yapılan kadının adıise Adem tarafından verilir Cennetten kovulduktan sonra Adem, kadını Havva olarak adlandırır. Böylece ad koyma üzerinden erkek cinsiyete bir paye, bir üstünlük sağlanarak kadın, erkeğin egemenliği altında tanımlanmış ve dahası konumlanmış olur. Bu durum hamile kalma konusunda da aynen bu düzen içinde korunur. Berktay bu düzeni Hıristiyanlık ve İslamiyet üzerinden örnekler Hıristiyan düşüncesinde Baba Tanrı ve Oğul İsa bir olup, ikisi de aynı özden gelirken, Meryem onlarla aynı özden değildir. O sadece baba ve oğul arasındaki ilişkinin kurulmasını sağlayan araçtır. Meryem, Tanrı’nın dölleyici sözü logos spermaticos’ ile Tanrı tarafından döllenir[2]. İslamiyette ise Tanrı, baba olarak değil, yaradan olarak tanımlanır. Tohum-toprak metaforundan hareket alan ve kadınların ekilecek tarlalar olarak erkeklere verildiğini açık bir şekilde ifade eden İslamiyet, hamileliği erkek cinsiyetin egemenlik alanında konumlandırır. Kur’an, 2. Sure, 223. ayette, kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlalarınızı dilediğiniz gibi ekin’ der[3]. Böylece gerek Hırisiyanlık, gerekse İslamiyet kadını bir araç gibi görüp, kadın ve çocukları erkeğe verilmiş zenginlikler olarak tanımlar. Bu tanımın zenginlik’ kavramı üzerinden maddi bir algı içinde yapılması, ataerkil soyun maddi-manevi anlamda sürmesinin gerekliliğini, dolayısıyla kadının ve çocukların korunmasını zorunlu kılar. Böylece kadınlar, genç kızlar ve kız çocukları çağlar boyu ev içinde, erkek boyundurluğu altında yaşamak zorunda kalırlar [4]. Henrik İbsen Kadın ve erkek fizyonomilerinin anlaşılması ve döllenmenin Tanrı tarafından değil de her iki cinste olan yumurta hücreleri tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmesi anne kimliğinin ele alınışında bir değişime neden olmaz. Bunun en tipik örnekleri aile kurumunun şekillendiği 19. yüzyılda görülür. Bu dönemde yapılan bir nüfus sayımında aile tanımı şu şekilde yapılmıştır Aile, bir ana-baba ve çocuklarının değil, evin sahibi, reisi, efendisi, koca ya da babası olan bir lider altındaki insanların oluşturduğu önemli bir topluluktur ve bu topluluk içinde görevtanımları sıkı biçimde yapılmıştır’[5]. Buradan hareketle annenin görevleri, diğer görevler gibi “örgütlü sosyal bir yapı içinde bireyin bulunduğu pozisyonu, bu pozisyonla ilgili sorumlulukları, ayrıcalıkları ve diğer pozisyonlardaki insanlarla etkileşimi yönlendiren kurallar” tarafından belirlenir[6]. Annenin görevleri 19. yüzyılda giderek artan biçimde cinsiyet kalıplarına sıkı sıkıya tutturulmuş bir hal alır. Buna göre anne, kocaya itaatin yanı sıra çocuklara bakmak, büyütmek ve onları eğitmekle görevlidir. 19. Yüzyılın ikinci yarısında annelik üzerine yazılan kitapların sayısındaki artış bu duruma örnek teşkil eder [7]. Tavsiye edebiyatı’ niteliğinde olan bu eserler çocuğun doğumu ve bakımından başlayarak annelik görevlerinin sıralandığı yapıtlar olarak karşımıza çıkar. Başlarda daha çok rahipler tarafından kaleme alınan bu kitapların temel odağı çocukların ruhani duygularının sağlamlığı ve iyi ahlaklı olmaları üzerine kuruludur. Zamanla doktorlar ve öğretmenler rahiplerin elindeki kalemi alarak anneye tavsiyeler vermeye devam yılında yazılan A Few Suggestions to Mothers on the Management of Their Children bu kitaplara bir örnektir[8]. Annenin çocuğuna vermesi beklenen eğitim cinsiyet kalıplarının aktarımı ekseninde şekillenmiş bir eğitimdir Anne, babası gibi bir erkek çocuk, kendisi gibi bir kız çocuk büyütmekle mükelleftir. Bu makalenin konusu gereği anne-kız arasındaki eğitime biraz yakından bakmak anlamlı olacaktır. Michelle Perrot, kız çocuklarının yetiştirilmesini annelik görevi üzerinden okuyarak annenin kızını evliliğe hazırlama görevine dikkat çeker. Perrot’ya göre kız çocuğunun eğitilmesinde kadınların tutucu ve bellek koruyucu rolüne dayalı bir süreklilik zinciri yaratılır. Anne ile kızı arasındaki bu zincirde çeyiz sandığı gibi metaforik bir simgenin de önemine dikkat çeken Perrot, bu sandığın kültürel ve duygusal içeriğinin kız çocukları üzerindeki simgesel değerine vurgu yapar[9]. Anne ile kızı arasında oluşan bu bağ nedeniyle kız çocuklar anneye hem daha yakın hem de bağımlı hale gelirler. İşte bu noktada annesizlik cinsiyet rollerinin aktarılmasından başlayıp, toplum kurallarına uygun bir kadın yetiştirilmesine kadar çok katmanlı alanlarda önemli kırılmalar yaratacak,ciddi bir rol model kaybına yol açacak bir durum olarak yorumlanabilir. Ancak anne kaybının bu aktarımların çok ötesinde, çok daha derinlerde yarattığı boşluklar vardır. Bu boşluklar psikolojik yapıyla birebir ilintili olup, kız çocuğunun karakter oluşumuna doğrudan etki edendurumlardır. Şimdi bu durumları aile kavramının tanımlandığı ve Ibsen’in yaşadığı dönemin bir başka önemli aktörü olan Freud üzerinden açımlayalım. Kristen Tripp Kelley and Anne Gayley star in “A Doll’s House,Photo by Gene Witkowski Freud, erkek ve kadının doğum sonrası benzer psikolojileri olsa da farklı psikobiyolojik gelişimleri olduğunu öne sürer. Freud’e göre bütün bebekler bakımlarını üstlenen karakter ile duygusal bir bağ kurarlar. Freud ve Ibsen’in zamanında bu kişi anne, annenin yokluğunda bu konumu dolduran başka bir kadındır. Yaşamın ilk yıllarındaki anne-çocuk ilişkisi, bireyin gelişiminde hayati öneme sahiptir. Yetişkin olma yolunda ilerleyen bireyin içsel uyumu, güvende olma hissi, dış dünya tarafından kabul edilme arzusu bu dönemle sıkı sıkıya ilintilidir. Ne var ki, çocuğun gelişim sürecinde baba figürü her iki cinsiyetteki çocuk için giderek artan önemle hayatlarına girer. Babanın ortaya çıkmasıyla kızlar ve erkekler ayrışmaya başlarlar. Freud’ün psikoanalitik teorisine göre psikoseksüel gelişim erkeklerde ve kızlarda farklı şekillerde seyreder. Erkeklerde Oidipus Kompleksi olarak adlandırılan anneye düşkünlük ortaya çıkarken kızlar Elektra Kompleksi ile babalarına yönelirler.[10] Elektra kompleksinde kız çocukları babalarına karşı çekim hissederken kendilerine rakip gördükleri annelerine karşı bir husumet geliştirirler. Freud’e göre kız ya da erkek olsun her çocuk, ebeveynleriyle kurulan aşk, nefret, suçluluk duygularını tatmak zorundadır. Psikoanalitik teoriye göre, kız çocuğunun anneye sırtını dönüp tamamen baba odaklı olduğu bu karmaşık ruh durumu, babaya karşı yoğun seksüel ve duygusal yakınlık hissi içinde bir adanmışlıkla kendini gösterir. Bu evrede kız çocuğunun anneye duyduğu hisler ise daha çok nefret, korku ve aşağılama üzerine kuruludur. Bu nedenledir ki kız çocukları, derinlerde anneleriyle olan bağlılıkla bunun zıttı olan babaya yakınlık arasında sıkışıp kalırlar. Bu sıkışmada arzu nesnesi baba olan kız çocuğu için anne, aynı zamanda iyice tanımlanması ve taklit edilmesi gereken kişi halini alır.[11] Annesizlik ise tam da bu noktada devreye girerek kız çocuklarının kendi içlerinde ayrışmasına neden olur. Ellen Hartmann bu evrede karşılaşılan annesizliğin önemine dikkat çeker. Hartmann’a göre anne, baba ve kız çocuğu arasındaki üçgende annenin olmaması kız çocuğu için tehlikeli bir durumdur Güçlü arzuları ve özlemlerini bastıramayan kız çocuğu bu duyguların altında ezilir. Dahası, bu duyguları kendi kimliğini çalıştıracak biçimde idare edemez. Hartmann, bu durumda olan bir kız için çözüm yollarından birinin çok sıkı sıkıya örülmüş bir otokontrol mekanizması olduğunun altını çizer. Annesizliğin yarattığı bir başka psikolojik güçlük ise erkeklerin arzuları karşısında koruyucusuz kalmaktır.[12] Kadın olma yolunda bir rol modelden yoksun olarak büyüyen ve kendisini tanıma ile otokontrolü arasında sıkışan ve aynı zamanda erkeklere karşı korunaksız olmanın kız çocuğu üzerinde yaratacağı kendine güvensizlik durumuna dikkat çeken Hartmann, cinsel eylem, menstrüasyon, doğum, emzirme, çocuk büyütme gibi kadın dünyasına ait derin konularda mazoşizmin önemine dikkat çeker. Sözü edilen bu durumların sürekliliği söz konusu mazoşist yapıya bağlıdır. Buradan hareketle Hartmann kadın doğasının belli miktarda mazoşizme hazır olduğunu ve çoğu sancılı bu deneyimlere kadın ruhunda bir önkabulunun bulunduğunu belirtir. Bu önkabulun annelerde daha da yüksek bir seviyede olduğunun altını çizer. Anne modeli eksik olan kadınlar için bu durumlarının her birinin aşılması gereken ayrı birer kriz olduğunu belirten Hartmann, annesizlik durumunda kadının psikolojik olarak bu konularda kendine güvensiz, tedirgin ve çatışma duygularıyla dolu olacağını belirtir.[13] Şimdi bu bilgiler ışığında Ibsen’in annesiz kadınlarına kısaca bakalım. A Dolls House’ at the Playhouse Theatre. Photo by robbie jack/Corbis via Getty Images Ibsen oyunlarında annesiz kadın başrol karakterinin çokluğu dikkat çekicidir. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarından çok, psikolojik sonuçların gözlendiği bu gruba giren oyun kişileri, Bir Bebek Evi’nde Nora, Rosmersholm’da Rebecca, Hedda Gabler’de Hedda, Denizden Gelen Kadın’da Dr. Wangel’in ikinci karısı Ellida ve kızları Bolette ile Hilda Wangelanneleri küçük yaşta öldüğünden babalarına yakın olan kadın karakterlerdir. Denizden Gelen Kadın’daki Hilda Wangel, ortak bir rol kişisi olarak Yapı Ustası Solness’de de vardır ve oyundaki annesiz genç kızı temsil eder. Ibsen’in yarattığı en ünlü kadınlar olan Nora ve Hedda Gabler aynı zamanda en ünlü annesiz başrol kişileri olarak da değerlendirilmelidir. Her ikisinde gördüğümüz bir diğer ortak durum güçlü baba figürleridir. Elektra kompleksinin uzantısının hissedildiği bu iki karakter için babaları gibi olma isteği aksiyon dinamiklerine bakıldığından bariz biçimde görülür. Nora, erkek dünyasına ait bir araç olan para konusunda inisiyatif alarak imza sahteciliği yaparak basının imzasını taklit ederken, Hedda albay babasının at binmeyi seven, silahlara düşkün ve yeri geldiğinde kendi canına kıyacak kadar dik kafalı, gözü kara kızıdır. Bu iki kadın karakter arasında farklılıklar da vardır Nora annedir. Hedda ise hamile kalma fikrine bile tahammül edemez. İkisi arasındaki bu yöneliş farkının bir nedeni dadı ile büyüyen Nora’nın kadın mazoşistliği konusunda belli bir önkabulunun gelişmesiyle açıklanabilir. Böyle bir kabulü olmayan Hedda için cinsellik, hamilelik tahammül edilemeyecek konulardır. Diğer taraftan Nora’da anne figürünün yerini dadı Anne alırken, Hedda’da böyle bir kadın figürüne rastlanmaz. Hali hazırda dadısıyla aynı evde yaşayan Nora’nın çocuklarına da dadısı Anne bakmaktadır. Nora ise evin büyümemiş kızı gibidir. Anne’in yanında olmasının Nora’ya belli bir güven ve sığınma duygusu verdiği açıktır. Bunun en net görüldüğü yerlerden biri ikinci perdenin hemen başındaki aşağıdaki söyleşimdir Nora Sevgili yaşlı Anne, bana çok iyi annelik etmiştin küçükken. Dadı Küçük Nora, zavallım, benden başka annen yoktu ki. Nora Benim yavrularımın da bir annesi olmazsa eminim sen… Of ne saçmalıyorum[14]. Öte yandan Hedda, daha sahneye girmeden kocasının halalarına korku saçar. Oyun boyunca da asla uzlaşmaya yanaşmaz. Onun bu sert tavrını annesizlikle şekillenen çok gelişkin bir otokontrol mekanizması olarak da okuyabiliriz. Hedda’nın aşağıdaki sözleri bu durumu örnekler Hedda Her halukarda bana hükmedeceksiniz. Her şey arzularınıza ve taleplerinize kalmış. Eh, yani bir köle! Köle! Olamaz! Buna katlanamam! Asla![15] Ibsen’in diğer annesiz kadınları, Nora ve Hedda kadarçarpıcı olmasalar da oyun içerisinde ayrıksı özellikleriyle öne çıkan karakterlerdir. Bunların başında Rosmersholm’deki Rebacca gelir. Hedda gibi kendi ölümüne yürüyen Rebecca aynı zamanda Beata’nın da ölümünden sorumludur. Rebecca’nın durumu annesizlikten kaynaklanan bir otokontrol eksikliği olarak yorumlanabilir. Rebecca, kendinin farkında olmak ve kendini kontrol altına almak konularında gel gitler yaşar. Aşağıdaki sözleri bu durumu bize örnekler Rebecca Herhalde bunu soğukkanlı bir hesapla yaptığımı söylemiyorsunuz! Ben artık farklı bir kadınım, bunu size her zamanki halimle söylüyorum ve ben bir insanın içinde iki ayrı arzunun aynı anda olabileceğine inanırım. Öyle ya da böyle, Beata’yı uzaklaştırmak istedim ama yine de bunun gerçekleşeceğini hiç düşünmedim. Her adımda tehlikeye atılıp riske girdim. İçimde bir sesin ağlayıp, “Daha ileri gitme! Bir adım daha atma! Dediğini duyar gibiydim. Ama duramıyordum da. Sanki hep biraz daha fazlasına cüret etmem gerekiyordu. Önce küçük bir adım. Sonra bir adım daha… Ve sonra hep bir tane daha… Ve sonunda oldu. Her şey böyle böyle rayından çıktı işte[16]. Hedda Gabler by The National Theatre Review, Hem Denizden Gelen Kadın, hem de Yapı Ustası Solness’de karşımıza çıkan Hilda Wangel ise Hedda’yı andıran sert mizacı ve söylemiyle karşımıza çıkar. Solness … Sizde daha ziyade yırtıcı kuşları hatırlatan bir hal var. Hilda Bu benzetiş bence daha yerinde. Niçin yırtıcı bir kuş olmayayım? Ben de neden, tıpkı onlar gibi ava çıkmayayım? İstediğim avın sırtına pençelerimi geçirebilirsem, niçin kaldırıp götürmeyeyim? Neden ona istediğimi yapmayayım?[17] Hilda’nın bu sözleri onda toplumsal cinsiyet rollerinin aktarımı konusunda bir kopma, bir kırılma olduğunun da göstergesidir. Bu nedenle Hilda kendisinde olması beklenen naïf, yumuşak, itaatkar söylemin zıttı bir söylem içindedir. Bunu yaparken en ufak bir tereddütü olmaz. Öylesine güçlü ve çekici bir karakterdir ki Solness onun gözüne girebilmek ve onu etkilemek için üzerinden düşüp öldüğü kulenin tepesine çıkmaktan kaçınmaz. Annesiz genç kızların bir diğeri Denizden Gelen Kadın’da karşımıza çıkan Bolette’dir. Bolette kopmuş anne bağına yapışıp kemikleşen Elektra komplesi sonucunda annesinin yerini almış gibidir. Michelle Perrot, “annelerinin yerini doldurmaları beklenen” büyük kız çocuklarının annenin yokluğunun ve ölümünün acısını çektiklerini belirtir.[18] Bolette, annesinin ölümünden sonra babası yeniden evlenene kadar evle ilgilenmek durumunda kalan, gerekli sorumlulukları üzerine almış bir genç kızdır. Babasıyla arasındaki ilişkide acıma ve korku duygularının çelişkisi görülen Bolette, her ne kadar babası evlenmiş olsa da onunla ilgili olangörevlerini bırakamaz. Kendini düşünmesi gerektiğini bilir ama babasına kıyamaz. Bolette … kendimi de düşünmem gerektiğini biliyorum. Kendime bir iş bulsam iyi olur. Babama bir şey olursa güvenebileceğim kimsem babacığım onu bırakıp gitmeye korkuyorum. … Babam için endişeleniyorum. … Zavallı babam, bazı şeylere karşı o kadar zayıf ki![19] Üvey annesi Ellida’ya karşı soğukluğu, babasına olan düşkünlüğü Bolette’de Elektra kompleksinin izlerini görmemizi sağlar. Bu örnekler üzerinden de gördüğümüz gibi annesizliğin kadın karakterlerin psikolojik boyutlarında kırılmalara yol açarak onları daha esrarengiz, beklenmedik olayları yapma konusunda daha cesur, kadın ile erkek dünyası arasında sıkışmış, toplumsal cinsiyet kalıpyargılarının ilk elden aktarımının gerçekleşmemiş olması nedeniyle daha özgür ruhlu kadınlar olduklarını söylemek yerinde olur. Buradan bakıldığında Ibsen’in bu seçimi bir tesadüften çok bilinçli biçimde yaptığını söylemek mümkündür. Ibsen’in annesiz kadınlarının her biri aile yapısının kadına atfedilen cinsiyet roller ve kadınlardan beklenilenleri değil, kendi kararlarını uygulama yönünde tercih kullandıklarını söylemeliyiz. Ibsen, annesiz karakterler yaratarak, anne-kız arasındaki cinsiyet kalıplarının aktarımını sekteye uğratır. Böyle bir aktarımı yaşamayan kadın karakterlerin psikolojik yönelimleri, olaylara karşı tutumları tümüyle o karaktere özgü bir hal alır. Çünkü bu kadınlar anneleri tarafından eğitilip, anneleri tarafından şekillendirilmezler. Onların sadece babaları vardır… BAHAR AKPINAR Kaynaklar – Berktay, Fatmagül, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metis, İstanbul 2012 – Davidoff, Leonore Feminist Tarihyazımında Sınıf ve Cinsiyet, İletişim Yayınları, İstanbul 2009 – Dökmen, Zehra Toplumsal Cinsiyet, Remzi Kitabevi, İstanbul 2010 – Duby, Georges, PERROT, Michelle Ed. Özel Hayatın Tarihi 4. Cilt, Çev Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007 – Flahders, Judith,Inside The Victorian Home, W. W. Norton & Company, New York 2004 – Ibsen, Henrik, Ibsen Oyunları –I, Çev Beliz Güçbilmez, Ümmühan Kahraman Güneş, Deniz Yayınları, Ankara 2006, s. 67 – Ibsen, Henrik, Yapı Ustası Solness, Çev Avni Givda, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul, 1946 – Ibsen, Henrik, Ibsen Oyunları –I, Çev Beliz Güçbilmez, Ümmühan Kahraman Güneş, Deniz Yayınları, Ankara 2006 – Scott, Jill, Electra After Freud Myth and Culture, Cornell University Press, New York 2005 Basılı olmayan kaynaklar – Liz Bondi, “In Whose Words? On Gender Identities, Knowledge, and Writing Practices,” Transactions of the Institute of British Geographers, New Series, Vol. 22, No. 2 1997, 17/08/2012; Ocak 18, 2014 – 6,2014 [1] Fatmagül Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, Metis, İstanbul 2012, s. 54 Ve adam dedi Bu benim kemiklerimden kemik, etimden ettir. Buna nisa denecek çünkü o insandan Adem’den alındı. [2] Agy. 62. [3] Agy. 65. [4]F. Berktay, 60-63 [5] Leonore Davidoff, Feminist Tarihyazımında Sınıf ve Cinsiyet, İletişim Yayınları, İstanbul 2009, [6] Spence, 1985 Aktaran Z. Dökmen, Toplumsal Cinsiyet, Remzi Kitabevi, İstanbul 2010, [7] Judith Flanders, Inside The Victorian Home, W. W. Norton & Company, New York 2004, [8] Çocuk Bakımı Konusunda Annelere Tavsiyeler [9] DUBY, Georges, PERROT, Michelle Ed. Özel Hayatın Tarihi 4. Cilt, Çev Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007 s. 167. [10]Liz Bondi, “In Whose Words? On Gender Identities, Knowledge, and Writing Practices,” Transactions of the Institute of British Geographers, New Series, Vol. 22, No. 2 1997, 17/08/2012 ; Ocak 18, 2014 [11] Jill Scott, Electra After Freud Myth and Culture, Cornell University Press, New York 2005, s. 8 [12]Ellen Hartmann, Ibsen’s Motherless Woman, [13]Agy. [14] IBSEN, Henrik, Ibsen Oyunları –I, Çev Beliz Güçbilmez, Ümmühan Kahraman Güneş, Deniz Yayınları, Ankara 2006 ss. 52-53 [15] Henrik Ibsen, Ibsen Oyunları –II, Çev Beliz Güçbilmez, Ümmühan Kahraman Güneş, Deniz Yayınları, Ankara 2006, [16] Agy., s. 329 [17] Henrik Ibsen, Yapı Ustası Solness, Çev Avni Givda, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul, 1946, s. 87-88 [18] P. Aries, G. Duby hazırlayanlarÖzel Hayatın Tarihi Cilt 4, s. 167 [19]Henrik Ibsen, Ibsen Oyunları –I, Çev Beliz Güçbilmez, Ümmühan Kahraman Güneş, Deniz Yayınları, Ankara 2006, s. 67 Ne kadar zor oldu babasız büyümek. Henüz 4 yaşındaydım onu kaybettiğimizde. Hayal meyal hatırlıyorum annemi dedemi, ninemi, feryatları, figanları… Önceleri bana babamın uzun bir yolculuğa çıktığını söylediler. Her gün sordum babam gelmedi mi, ne zaman gelecek diye. Babamın bir gün geleceğine o kadar çok inanıyordum ki o geldiğinde ona vermek için her gün resim çiziyordum. Ama günler geçiyor babam gelmiyor bir tarafım eksilmeye devam ediyordu. Annem; bir gün sorduğum sorulara artık geçiştiremeyeceğini anlayınca gerçeği öğrenmiştim. Babam bir daha hiç gelmemek üzere gitmişti. Peki ben buna hazır mıydım? İnsan anne babasının ölümüne nasıl hazırlanabilirdi? Kızmıştım önce nasıl bırakırdı beni, bizi. Hâlbuki o bizi üzgün görmeye, bizim üzülmemize asla dayanamazdı. Daha parka gidip oyun oynayacaktık, bana en sevdiğim ışıklı arabayı alacaktı. Hadi kalk baba, kalk ta gel yanımıza… Ama biliyorum kalkamıyordu, gelemiyordu ve hiç gelemeyecekti. Yavaş yavaş geçecek diyorlardı, ilk günkü kadar acısı taze olmayacak, zamanla alışacaksın. Alışır mıydım sahiden babasız büyümeye. Alışabilir miydim? Arkadaşlarım babasıyla okulla el ele giderken, aslan oğlum, canım babam derken ben babasız büyümeye alışabilir miydim? Artık evin tek erkeğiydim. Annemi ve kardeşimi ben korumalıydım. … Babasını kaybetmiş bir danışanımla bir gün baba konusunu konuşmaya çalışırken konuya nasıl yumuşak bir geçiş yapabilirim diye düşündüğümde ’nasıl anlatayım ki hem anlatsam ne olacak babam geri gelmeyecek ki ’ demişti. Tabi ki bunları derken iki damla yaş usul usul göz pınarlarından yanaklarına doğru süzülmüştü. Evet bu kadar acıydı hissettikleri, bıçak gibi keskindi cümleleri, düşünceleri. İçi acıyor, yıllardır görmediği ve göremeyeceği babasını özlüyor ama anlatamıyordu. Bu benim gördüğüm sayılı çocuktan sadece biriydi. Hem çocuk hem de yetişkin daha niceleri var susup ta anlatamayan, anlatsa da hissettikleri azalmayan… Pek çok kültürde baba aile içerisinde çocuğa ve anneye güven veren, koruyan bir değerdir. Evimizde babamız olduğu için çoğu zaman derin bir oh çekmişizdir evimizin ve bizim korumamız vardır. Bir tek babamız olsun bize bir şey olmaz deriz. O bizi tüm kötülüklerden belki de tek yumruğuyla korur diye düşünürken babasız yaşamaya alışmak çocuklarda ve aile içinde ilk zamanlarda bir yıkım olabilir. Evin, hayatın güven ve güç simgesi baba; artık erkek çocuğun hayatında olmayınca çocuklar bir daha kime güveneceğim veya nasıl bir daha babam gibi bir erkeğe sarılabileceğim diye düşünebilirler. Anneler ne kadar şefkat ve mutluluğun temsili ise çocuklar için babada o kadar güvenin ve otoritenin simgesidir. Özellikle erkek çocuk için baba rol modeldir. Yani güvenin, gücün ve otoritenin simgesindedir. Bir erkek nasıl sever, nasıl güçlü durur, nasıl saygılı olur, nasıl güven verir, nasıl korumacı olur, nasıl başarılı olur bunlar bir erkek çocuğun babasını gözlemleyerek zamanla öğrendiği değerlerdir. Dolayısıyla babasız büyüyen bir çocuk bu değerleri babasından öğrenme konusunda eksiklik yaşayabilir. Bunu gidermek için sülale içerisindeki diğer erkeklere yakınlık duyabilir. Örneğin; dede, dayı, amca ile daha çok zaman geçirmek isteyebilir. Sıcak ve samimi bir baba kucağı çocukların kişilik gelişimini ve ilişkilerde başkalarına güven duygusunu, bağlanmayı kolaylaştıran bir etkendir. Ama aynı zamanda baba erkek çocuk için cinsiyet rollerinin gelişimi içinde önemlidir. Babasız büyüyen ister kız çocuğu ister erkek çocuğunda genel olarak görülen bir diğer durum ise ders başarılarında ve okul performanslarında başta azalma olmasıdır. Baba yoksunluğunda büyüyen erkek çocuklar diğer erkek çocuklarına göre daha stresli ve gergin olabilirler. Sorulan sorulara karşı daha tepkisel yanıtlar verebilirler. Bu küçük yaştan itibaren tek başına ’erkek’’ olarak büyümenin bir getirisi olarak yorumlanabilir. Gözlemlerimizden çıkan diğer bir sonuç ise babasız büyüyen veya babası olup ta babanın desteğini hissedemeyen çocuklar diğer erkek çocuklarına oranla daha az girişken, daha çok çekingen olabilirler. Rekabet gerektiren işlerde bulunma olasılığı daha düşüktür. Anne veya baba kaybı sonucunda çocuklarda tıpkı yetişkinler gibi yas süreci yaşarlar. Ölümü kabullenmeme, tekrar geri gelebileceğini düşünme hatta bunun için bazı ritüeller yapma, daha sonra öfke ve davranışsal durumlar görülür. Bir süre sonra ise bu durumu kabullenmenin sürecine geçilir. Bu süre içinde çocuğun kendini kapaması, ağlaması, hırçınlıkları veya sanki daha küçükmüş gibi davranması normaldir. Ancak yıllar geçtikçe davranışlarında bir iyileşme görülmüyorsa uzman psikoloğa gidilmesini önermekteyim. Psk. Ceren GÜMÜŞ Çocukların duygusal, davranışsal ve sosyal gelişimleri açısından ebeveynleri ile kurdukları ilişki, ileride sağlıklı bir yaşama sahip olmalarında oldukça önemlidir. Ebeveynlerinden birinin veya her ikisinin eksikliği çocuk için oldukça etkileyici sonuçlara sebep olabilir. Ancak babasızlığın getirebileceği psikolojik bozukluklar annelerin alabileceği bazı önlemlerle, annesizliğin getirebileceği psikolojik bozukluklar da babaların alabileceği bazı önlemlerle azaltılabilir ya da tamamen önlenebilir. Anne ve baba figürünün çocuğun gelişim sürecinde büyük rol oynadığı bilinen bir gerçekliktir. Her iki ebeveynin de çocuğun hem sosyal hem duygusal hem de psikolojik gelişimine katkısı çok büyüktür. Günümüzde aile kurumunun geçirdiği dönüşüm ve yeni aile formlarının ortaya çıkışı, toplumsal değişimin bir sonucudur. Bu dönemde görülen önemli sosyal olguların başında tek ebeveynli ailelerin sayısındaki artış gelmektedir. Tek ebeveynli aile, bir ebeveyn ile yaşayan çocuk ya da çocuklardan oluşan aile olarak tanımlanmaktadır. Tek ebeveynli aile formunun ortaya çıkma nedenlerine bakıldığında ebeveynlerden birinin ölümü, uzun süreli ya da sürekli yokluğu veya boşanma ve tercih durumu gibi faktörler olduğu görülmektedir.[1] Evlenme ve Boşanma İstatistikleri Yapılan araştırmalar günümüzde evlilik oranlarının azaldığını, boşanma oranlarının ise arttığını göstermektedir. Türkiye’de 2017 yılında yapılmış istatistiki çalışmalardan elde edilen verilere göre, evlenen çiftlerin sayısı 2016 yılında iken, 2017 yılında %4,2 azalarak olmuştur. Buna karşın boşanan çiftlerin 2016 yılında olan sayısı, 2017 yılında %1,8 artarak olmuştur. 2017 yılındaki boşanmaların %38,7’sinin evliliğin ilk beş yılı içinde, %20,7’sinin ise evliliğin 6-10. yılı içinde olan çiftler arasında gerçekleştiği görülmüştür.[2] Batılı ülkelerde boşanma oranlarının yükselişiyle birlikte tek ebeveynli ailelerin sayısı da artmıştır. OECD Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ülkelerinde ABD, Avusturya, Kanada, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, Almanya, İtalya, İngiltere, Belçika, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İsviçre, İsveç, İspanya, İzlanda, Norveç, Portekiz ve Türkiye tüm çocukların yaklaşık %15’i ya annesiyle ya da babasıyla yaşamaktadır, yani tek ebeveynlidir. Amerika’da da boşanma oranlarına paralel olarak tek ebeveynli ailelerin sayısında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda, Amerika’da doğan çocukların hemen hemen yarısının 18 yaşına girmeden en az bir süre tek ebeveynli ailede yaşayacakları öngörülmektedir.[3] Türkiye’de toplam hane halklarının %7,8’inde yalnız ebeveyn ve çocuklar yaşamaktadır. Bunların %1,6’sı baba ve çocuklarından, %6,2’si ise anne ve çocuklarından oluşmaktadır. Nüfusumuzun %1,1’i baba ve çocuklarından, %4,6’sı anne ve çocuklarından oluşan hane halklarından teşekkül etmektedir.[4] Evlilik dışı doğan bebeklerin sayısına bakıldığında, Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat’ın yayımladığı bir raporda, Avrupa Birliği AB ülkelerinde evlilik dışı doğum oranlarının arttığı görülmektedir. 2016 yılı verilerinin baz alındığı Eurostat araştırmasına göre, her on bebekten altısının evlilik dışı dünyaya geldiği Fransa, %59,7’lik oranla 2016’da AB’de evlilik dışı bebeklerin en çok doğduğu ülkedir. Fransa’yı takiben Bulgaristan ve Slovenya %58,6 ile listede ikinci sırada gelmektedir. Evlilik dışı doğumların en çok görüldüğü diğer ülkeler ise %56,1’le Estonya, %54,9’la İsveç, %54’le Danimarka, %52,8’le Portekiz ve %50,4’le Hollanda’dır. Türkiye’de evlilik dışı dünyaya gelen bebeklerin oranı ise %2,9’dur.[5] Amerika ve İngiltere’de bu oran %40,2, Almanya’da %35, Belçika’da %52,3 olarak hesaplanmıştır.[6] Savaşlar, doğal afetler ve benzeri felaketlerden dolayı anne babasını kaybedip yetim veya öksüz kalan çocukların oranlarına bakıldığında, UNICEF Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ve sivil toplum örgütlerinin yaptığı araştırmalar, durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Araştırma sonuçlarına göre, bugün dünyada 140 milyondan fazla çocuğun hayatlarını öksüz ve/veya yetim olarak sürdürdüğü görülmektedir. Bir diğer araştırmaya göre, birçok ülkede devam eden savaşlar, çatışmalar, kuraklık, salgın hastalıklar ve kıtlık gibi nedenlerle her gün yakın çocuk anne ve/veya babasını kaybedip öksüz ve/veya yetim kalmaktadır. Bu da her yıl 3,5 milyon civarında öksüz/yetim nüfusunun ortaya çıktığına işaret etmektedir.[7] Anne ve/veya Baba Kaybının Etkileri Ebeveynlerinden her ikisini veya birini çeşitli nedenlerden dolayı kaybeden ve onlarsız büyümek zorunda kalan çocuklar, kimlik oluşturma sürecinde birçok zorlukla karşılaşmakta; psikolojileri bu durumdan son derece olumsuz etkilenmektedir. Elbette ebeveyni olmayan her çocuk psikolojik veya sosyal problemler geliştirecek diye bir durum söz konusu değildir fakat şu da bir gerçektir ki, çocukların gelişim çağında veya yetişkinlik çağında ebeveynsiz kalması, gözlemlenebilir şekilde olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Anne; çocuğa hayatı boyunca bakım veren, sevgi gösteren, her türlü ihtiyacıyla ilgilenen, eğitimine destek olan ve geleceğe hazırlayan, güven aşılayıp en özelinin bile paylaşılabildiği bir figürdür. Yoksunluğu durumunda bütün bu maddi manevi ihtiyaçların karşılanması sekteye uğramaktadır. Baba figürü ise; çocuğa sevgi, sorumluluk, sosyallik, eğlence, öz güven, zorluklarla mücadele, saygı ve babalık nedir öğreten bir konumdadır. Boşanma, vefat, hastalık vb. nedenlerle ebeveynsiz yahut tek ebeveynle büyümek zorunda kalan çocukların eylemlerine bakıldığında bağımlılık, saldırganlık, öfkeyi kontrol etmede ve stresle başa çıkmada güçlük, akademik başarı düzeyinde düşüş, cinsel kimlik problemleri gibi birçok olumsuzlukla karşılaşılmaktadır. Konu daha detaylı incelendiğinde; anne babasız büyüyen çocuklarda görülebilecek başlıca problemleri duygusal, davranışsal ve sosyal problemler olarak sınıflandırmak mümkündür. Davranışsal Problemler Yaşam Becerileri Eksikliği Bir insan nasıl sever, yaşadığı zorluklar karşısında nasıl güçlü durur, çevresine karşı saygılı olmayı, güven vermeyi nasıl öğrenir, kendini ve sevdiklerini nasıl korur, nasıl başarılı olur, nasıl para kazanır ve benzeri birçok yaşamsal beceri, bir çocuğun ebeveynini gözlemleyerek zamanla öğrendiği değerlerdir. Çocuğun gerek akademik gerekse sosyal becerilerinin gelişmesine ve daha aktif olmasına yardımcı olmaya çalışan baba, çocuğun hayatından çıkınca bu alanlardaki becerilerde gerileme ve yaşıtlarına nazaran yavaşlama görülebilir. Yaşam becerilerinin ebeveynin olmadığı durumlarda nasıl etkilendiğini inceleyen birçok araştırma, ebeveyn kaybı yaşayan çocukların daha düşük notlar aldığını ve yaşıtlarına göre daha çekingen, daha içe kapanık olduğunu göstermiştir. Suç İşleme Özellikle ebeveyn kaybı sonrası duygusal olarak hassaslaşan ve duygularının dışavurumunu öfke ile gerçekleştiren çocuğun suç işleme oranı, diğer çocuklara kıyasla daha fazladır. Terk edilmişlik hissi ağır basan çocuk, yaşadığı yalnızlık ve hayal kırıklığı sonucu öfke geliştirip bu öfkeyi çevresine yansıtabilmektedir. Saldırganlık neticesinde kavgaya karışma, suç işleme, anti-sosyal davranışlar sergileme, şiddet eylemleri gerçekleştirme veya otorite tanımamadan kaynaklı kural tanımazlık ve sosyal uyumsuzluk, çocuğu daha kolay suç işler hale getirebilmektedir.[8] Madde Kullanımı Günümüzde yaygın bir şekilde ve çoğunlukla gençler arasında kullanılan maddeleri tüketen bağımlıların oranlarına bakıldığında tek ebeveynli veya ebeveynsiz çocuk ve gençlerin azımsanamayacak sayıda oldukları görülmektedir. Bu gençler, başlarında herhangi bir rehber ve kontrol eden otorite figürünün olmamasından kaynaklı, madde kullanımına daha çok meyletmektedir. Özellikle sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı, boşanmış ailelerin çocukları ya da anne babası olmayan gençler arasında çok yaygındır. Yapılan araştırmalara göre, boşanmış ailelerden gelen bireylerin sigara içme oranları %14 iken boşanmamış ve ayrı olmayan ailelerden gelenlerde bu oran %9’dur. Hayatının herhangi bir döneminde alkol bağımlılığı olanların oranı boşanmış ailelerden gelen bireylerde %18,2 iken boşanmamış ailelerden gelenlerde bu oran %13,1’dir.[9] Başka bir araştırma sonucu ise, eroin bağımlılarının %50’den fazlasının boşanmış ailelerden geldiklerini ortaya koymuştur.[10] Cinsellikle İlgili Problemler Cinsellik konusuna ebeveyni olmayan kız ve erkek çocukların verdiği tepkiler birbirinden farklılık göstermektedir. Kızlarda genellikle sevgi arayışı ve buna bağlı olarak da küçük yaşta cinsel ilişkiye girme durumu söz konusu olabilmektedir. Baba figürünün boşluğunu dolduracak bir ilişki arayışına girebilen bu gençler arasında yaşıtlarına nazaran daha erken yaşta flörtleşme, daha fazla cinsel aktivitede bulunma ya da erken yaşta evlilik ve erken yaşta gebelik gibi durumlar gözlemlenebilmektedir. Ancak tam tersi bir şekilde cinsel ilişki kurmada güçlük çekme durumu da görülebilmektedir. Erkek çocuklarda ise, baba figürünün eksikliği neticesinde cinsel kimlikle ilgili kafa karışıklıkları oluşabilmekte, sağlıklı rol model olan babanın yokluğu sonucu cinsellikle ilgili bazı sıkıntılar yaşanabilmektedir. Sağlık Problemleri Ebeveynini kaybeden çocukların genel sağlık durumlarında da gözle görülür problemler ortaya çıkabilmektedir. Dil becerilerinin gelişmesi etkilenebilmekte, konuşmalarında yavaşlama veya ciddi bir travmaya dönüşen vakalarda kekemelik görülebilmektedir. Bunun yanı sıra tensel temastan, göz kontağından rahatsız olma, yeme ve uyku bozuklukları da oluşabilmektedir. Birçok araştırma, bu çocukların yaşadığı rahatsızlıkların çoğunun aslında psikosomatik rahatsızlıklar olduğunu, tamamen içinde bulundukları zorluklar neticesinde ortaya çıktığını açıkça ortaya koymuştur. Özellikle ebeveyn kaybı yaşayan çocuklarda depresyon, anksiyete bozuklukları, fobiler, öfke ve stres kontrol problemleri, astım, baş ağrıları, mide rahatsızlıkları ve intihar teşebbüsleri görülmesi, bu araştırma sonuçlarını kanıtlayıcı niteliktedir. Ayrıca regresyon denilen birtakım gerileme davranışları da yine bu dönemde gözlemlenebilmektedir. Bunlardan başlıcaları; parmak emme, yatağı ıslatma, anne babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük gösterme, ağlama ve bebeksi konuşma şekli geliştirmedir. Akademik Başarısızlık Psikoloji profesörü Hetherington ve arkadaşları Camara ve Fatherman ; ebeveyn yokluğu ve akademik başarının araştırıldığı 58 çalışmayı analizlerinde; tek ebeveynli ailelerin çocuklarının daha düşük notlar aldıklarını bildirmektedirler. Babanın başta olduğu durumlarda erkek çocukların notlarının olmayanlara kıyasla daha iyi olduğu saptanmıştır. Ayrıca, babanın olmadığı evde anne, otoriteyi güç kullanarak sağlamakta, bunu yaparken de erkek çocuğun agresyonunu bastırmaya çalıştığı belirtilmektedir.[11] Duygusal Problemler Güven Duygusunda Zedelenme Birçok ailede baba, koruma sağlayan kişidir. Bu yüzden baba çocuğun hayatından çıktığında boşluk hissi ve güvensizlik gelişir. Çocuk bu durumda kendini nasıl koruyacağını, zorluklara karşı nasıl mücadele vereceğini bilemeyebilir. Bundan sonra eve kim para getirecek, nasıl geçinilecek, annesini ve kardeşlerini kim koruyacak gibi sorularla boğuşan çocuk, bu korku ve güvensizlik hissi ile ileride anskiyete bozuklukları da geliştirebilir. Sevgi Yoksunluğu İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri sevgidir. Bebeklikten itibaren başlayan gelişim sürecinde sevginin yeri çok büyüktür. Sevgi ihtiyacını anne ve babasından karşılayan bebek, çocuk, yetişkin her zaman bu duygusal bağa ihtiyaç duyar. Fakat ebeveyn yoksunluğunda sekteye uğrayan bu sevgi ihtiyacının karşılanması için çocuklar farklı yollara başvurabilirler. Özellikle babalarına çok düşkün olan kız çocukları bu sevgi ihtiyacını ileride kendilerine biraz ilgi gösteren ilk karşılaştıkları kişiyle yahut kendilerinden yaşça oldukça büyük biriyle tamamlamaya çalışabilir; ya da tam aksi yönde, başka bir insanı sevmekte ve bağlanmakta güçlük çekebilirler. Görüldüğü üzere, babasız büyüyen kız çocuklarının ilişkileri ve duyguları bu yoksunluk sebebiyle değişkenlik gösterebilmektedir. Öfke ve Saldırganlık Ebeveynini kaybeden çocuklar yalnız kalmanın da verdiği kaygı ile ne yapacağını bilememe ve yoksunluk hissettikleri için ebeveynlerine karşı, hayata karşı ve kendilerine karşı öfke besleyebilir, çevrelerindeki herkesi suçlayabilir ve saldırgan tavırlar sergileyebilir. Özellikle kayıp henüz çok yeni ise ya da çocuk yas sürecinde ise, bu tarz davranışsal ve duygusal tepkiler çok sık gözlemlenir. Saldırganlığın yanı sıra içe kapanıklık, ağlama ve çocuksu birtakım eylemler de görülebilir. Özgüven Eksikliği ve Aşağılık Kompleksi Annesiz veya babasız büyüyen çocukların yaşadığı zorluklardan biri de diğer çocuklara nazaran daha kusurlu, daha aciz veya daha değersiz olduklarını düşünmeleridir. Bu tarz düşünceler ister istemez aşağılık kompleksinin gelişmesine yol açabilir ve diğer çocuklarla kendilerini kıyaslamaları neticesinde de özgüven eksikliği gibi problemleri gün yüzüne çıkarabilir. Bu yanlış düşünce düzeltilmediği sürece çocuk kendini değersiz ve mutsuz görmeye devam edecektir. Sosyal Problemler Kanunlara ve Toplumsal Kurallara Uymada Güçlük Zaman zaman birer otorite figürü olarak da görülen anne ve baba, çocukların hayatını disipline etmede ve yön gösterip yardımcı olmada önemli rol oynar. Anne baba eksikliklerinde çocuklar, özellikle de erkek çocuklar, herhangi bir otorite figürüne yeniden bağlanmada ve uyum sağlamada ciddi güçlükler yaşayabilirler. Biraz daha kural tanımaz, asi ve dik başlı olmalarının nedeni, yeni otoriteye karşı geliştirdikleri adaptasyon problemidir. Bu süreçte bu çocuklar evi terk etme, okulu asma, toplumsal kuralları çiğneme veya toplum malına zarar verme, anne babası olan çocuklara nazaran daha asi, saldırgan ve kontrolsüz olma gibi eylemler sergileyebilirler. Bu eylemleri gerçekleştirirken çoğu zaman amaç, psikolojilerinin yaşadıklarından etkilenmesinden kaynaklı olumsuz yönde dikkat çekmeye çalışma ve sevgi, ilgi arayışıdır. İstismar Çocuk istismarında, anne veya babanın herhangi birinin olmaması ya da doğumun bir diğer ebeveyn olmadan yapılması, ciddi risk bu durum çocuğun üzerindeki sorumluluğu arttırmaktadır. Bu sorumluluklara, küçük yaşta çalışmaya başlaması, ileride doğacak kardeşlerine bakacak olması, ebeveynin dışarıda çalışması sebebiyle bir takım ev işlerini yapmak zorunda kalması örnek verilebilir. Bahse konu durumlar çocuğu istismar ve ihmal açısından açık hedef haline getirebilmektedir.[12] Boşanma, ölüm veya hiçbir zaman bir araya gelememe gibi durumlardan dolayı tek başına çocuk yetiştiren, çoğunlukla anneden oluşan ailelerde istismar daha sık gözlemlenebilmektedir. İstismar, bu durumda ya ayrılma nedeni olan sebeplere ya da yalnız kalmanın ebeveyne yüklediği strese bağlanabilir.[13] Çocuk İstismarı İçin Risk Faktörleri[14] Toplumsal/Kurumsal Yüksek suç oranı Sosyal servislerin yokluğu veya azlığı Yüksek fakirlik oranı Yüksek işsizlik oranı Çocukla İlgili Prematüre Düşük doğum ağırlığı Fiziksel veya zihinsel özürlü çocuk Hiperaktif veya huysuz çocuk Doğumdan sonra çeşitli sebeplerle uzun süre anneden ayrı kalma Aileyle İlgili Çocuklukta fiziksel veya seksüel istismar öyküsü Ebeveynlerin genç yaşta evlenmesi Tek ebeveyn Üvey ebeveyn Duygusal yetersizlik Zayıf iletişim yeteneği Kendine saygı azlığı Alkol-uyuşturucu bağımlısı ebeveyn Sosyal destek eksikliği Aile içi şiddet Ailesel yeteneklerin eksikliği Yeni bebeğe sahip olmanın aşırı stresine hazırlanma eksikliği Çok çocuklu aile Eğitimsizlik Ailede ruhsal hastalık İstenmeyen gebelik Benimsenmeyen çocuk Sonuç Çocukların duygusal, davranışsal ve sosyal gelişimleri açısından ebeveynleri ile kurdukları ilişki, ileride sağlıklı bir yaşama sahip olmalarında oldukça önemlidir. Özellikle kız çocuğu için anne, erkek çocuğu için de baba rol model değeri taşımaktadır. Ebeveynlerinden birinin veya her ikisinin eksikliği çocuk için oldukça etkileyici sonuçlara sebep olabilir. Ancak babasızlığın getirebileceği psikolojik bozukluklar annelerin alabileceği bazı önlemlerle, annesizliğin getirebileceği psikolojik bozukluklar da babaların alabileceği bazı önlemlerle azaltılabilir ya da tamamen önlenebilir. Bu konuda akrabaların, arkadaşların, öğretmenlerin ve çocukların gözünde değeri olan diğer insanların, yani toplumun da üzerine düşen roller azımsanamayacak ölçüdedir. Çünkü çocuk, rol model alacağı ebeveyne sahip olamayınca ilk olarak yakınlarına danışacak, onları gözlemleyip rol model alacaktır. Bu sebeple toplumun anne babası olmayan çocuklara karşı vazifeleri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri, ahlaki ve insani değerleri aşılamak; paylaşmayı, muhabbeti, empati kurmayı öğretmektir. Çocuk, anne babasız olmasına rağmen yalnız olmadığını hissederse, özgüveni desteklenip kaliteli bir iletişim kurulabilirse ve yakını olan birine sağlıklı bir şekilde bağlanıp onu rol model alabilirse yas sürecinden daha kolay çıkıp yaralarını sarabilecektir. Aksi halde, tek ebeveynle büyüyen yahut hem yetim hem öksüz olan çocukların olumsuz yönde etkilenen psikolojileri, gelecek hayatlarını da olumsuz etkileyecek ve toplumdan kopuk, ben merkezli, saldırgan ve yıkıcı özellikler taşıyan bir nesil yetişecektir. Özellikle Avrupa’da artan evlilik dışı çocuk doğumu ve bu durumun toplumda yarattığı ahlaki dejenerasyon da yine hem çocukları hem de toplumu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu tarz yozlaşmalar, etik değerlerden uzaklaşma, moral değerleri hiçe sayma ve dinî öğretileri hayata geçirmedeki sıkıntılar, toplumların çöküşünü hızlandırmaktadır. İnsanlığın geleceği olan çocuklarda görülen psikolojik problemler hem toplumu hem eğitim sistemini hem siyasi yapıyı hem de aile kuramlarını olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Günümüzdeki saldırgan siyaset dili, dinî öğretilerden uzaklaşma, empati yoksunu ve ben merkezli yaşam, evlilik oranlarındaki azalma ve artan boşanma oranları, evlilik dışı ilişkilerin yaygınlığı, aslında daha küçük yaşlardayken yaşadıklarından etkilenen çocukların günümüzdeki yetişkinler olarak gerçekleştirdikleri yansımalardır. Sonuç olarak çeşitli nedenlerden dolayı ebeveynsiz ya da tek ebeveynli büyüyen çocuklarda gözlemlenen birtakım olumsuzluklara rağmen gerekli önlemler alınıp gelecek neslin inşasında ahlak, vicdan ve insani değerler gözetildiği takdirde, her çocuk bir umut kaynağıdır. Yetimlik ve öksüzlük her ne kadar zor deneyimler olsa da her yetim, öksüz çocuk problemli, sorunlu olacak diye bir genelleme yapılması hiçbir koşulda doğru değildir. Toplumun ve ailelerin bilinçlendirilip çocuğu desteklediği durumlarda her zaman ümit var olmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki dünya tarihinde lider, siyasetçi, bilim insanı ve önemli görevlerde insanlığa hizmet eden anne ve/veya babası olmayan pek çok başarılı isim vardır. [3] F. Çaki, “Farklılaşan Dünyada Aile Politikaları ve Ailenin Geleceği”, Aile Sosyolojisi, Ed. Nazmi Avcı-Erdal Aksoy, İstanbul Lisans Yayıncılık, 2016,. [9] J. Pryor & B. Rodgers, Children inchanging families lifes after parental separation, London, UK, 2001, s. 56, 57. [10] “Uyuşturucu Kullanan Çocukların Aileleri Boşanmış Oluyor”, [12] “Understanding child abuse and neglect”, Panel on Research on Child Abuse and Neglect, Commission on Behavioral and Social Sciences and Education, National research Council. Washington, National Academy Press, 1993. [13] O. Polat, “Çocuk istismarında istismarcı ve kurban ilişkisi”, Çocuk Forumu Dergisi, 2000; 3 4 1. 12 yaşımdaydım annemi kaybettiğimde, üstünden tam 6 yıl geçti... Aslında bu içeriği öncelikle benim gibi erken yaşta annesini kaybeden erkekler için hazırladım, daha sonra da kadınlar için. Cinsel bir ayrım söz konusu değil, bir erkek için annesinin taşıdığı önemi çok iyi bildiğimden söylüyorum bunu. 1. Her mayıs ayında aynı hüznü tekrar yaşarsınız. 2. Çünkü koruyucu meleğiniz artık yanınızda değidir. 3. Başkalarının anneleri ile çeşitli aktiviteler yapmalarına tanık olursunuz. Siz bu güzel anları, kızaran ve yaşlarla dolmaya başlayan gözlerinizle izler ve sadece hayalini kurabilirsiniz. 4. Sabahları sizi okşayarak uyandıran biri yoktur. O lanet alarm sesiyle, küfrederek başlarsınız güne. 5. Sabahları kahvaltınızı kendiniz hazırlarsınız ve birçok ev işini erken yaşta öğrenirsiniz. 6. Sizi öperek okula uğurlayan biri yoktur. 7. Ders çalışırken, kapı aralığından dikkatinizi dağıtmamaya çalışarak odanıza girip kek, kurabiye vb. bırakan biri de yoktur. 8. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite mezuniyet törenlerinizde birşeyler eksik kalır daima Hele bir de annelerine diplomalarını gösteren, sarılarak kutlama yapan ve fotoğraf çektirenleri izlemek zorunda kalıyorsanız tadından yenmez annesizlik. 9. Anneniz hakkında size yöneltilen fakat cevaplamaktan çekindiğiniz sorular sürekli yakanızdadır. Çünkü sorunun cevabında annenizi kaybetmiş olduğunuzu, soruyu soran kişiye söylemeniz gerekir ve bunu öğrenen çevrenizdeki birçok insan bunun nasıl olduğuna dair başka başka sorular yöneltmeye başlar. SONUÇ Soruya cevap verdiğiniz için duymuş olduğunuz pişmanlık ve annenizi nasıl kaybettiğinizi anlatırken gözlerinizin dolmasına engel olmaya çalışmak. 10. Onsuz kutlanan doğum günleri ve onun yaptığı bisküvili-pudingli yaş pasta yerine dışarıdan alınan hazır pasta... Daima canımızı sıkar. 11. Onun doğum ve ölüm günlerinde, bayramlarda evden çıktığınızda ilk ziyaret edeceğiniz yer bellidir. 12. İlk kız/erkek arkadaş deneyiminizi paylaşabileceğiniz ve bu konuda tavsiye alabileceğiniz bir numaralı kişi yoktur yanınızda. 13. İlk kez terkedildiğinizde kanatları altına sığınacağınız birini ararsınız. Bulamayınca da kendi kendinizi avutmayı öğrenirsiniz 14. Annesiyle kavga eden ya da annesine bağıran birine tanık olduğunuzda öfkeden kudurursunuz. 15. Sigara-alkol gibi alışkanlıkları 18 yaşınızdan önce edinme olasılığınız yüksektir. 16. Yokluğuna alışırsınız, kendi ayaklarınız üzerinde durmayı yaşıtlarınıza göre daha erken yaşta öğrenirsiniz fakat özleminiz asla bitmez. 17. Düşünceli, depresif, dalgın, kırılgan, hassas ve agresif olduğunuz zamanlar diğer insanlara göre daha fazladır. 18. Fakat bir gerçeğin de farkındasınızdır Dünyanın en güçlü insanlarıdır annesiz büyüyen çocuklar! ONDEDİO Yayınlanma Tarihi 08 Mayıs 2016 Pazar, 1145 Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

annesiz büyüyen erkek çocuğun psikolojisi