🦮 Muallim Naci Eserleri Ve Özellikleri
Eserleri Şiirleri ve Manzum Hikâyeleri. 1. Mûsâ b. Ebü'l-Gāzân yahud Hamiyyet (İstanbul 1299). Endülüs Emevîleri'nin son kumandanı Mûsâ b. Terkîb-i Bend-i Muallim Nâcî
Eedebiyattarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekti. Victor Hugo, S. Prudhomme, Alphonse de Musset ve Emile Zola ’dan Türkçe ’ye çeviriler yaptı. ESERLERİ ŞİİR: Terkib-i Bend-i Muallim Naci Ateşpare (1883) Şerâre (1884) Fürûzan (1885) Sümbüle (1889) Yadigâr-ı Naci ELEŞTİRİ: Muallim (1886) Demdeme (1886) ANI:
LugatiNaci adı verilen kendi oluşturduğu Osmanlıca sözlük en bilinen eserleri arasında yer alır. 1849 yılında İstanbul’da doğan Muallim Naci şair ve yazar kişiliğinin yanı sıra aynı zamanda iyi bir eleştirmen olarak da bilinir. Günümüzde eserleri ile ön plandadır.
Ömerin Çocukluğu-100 Temel Eser. Muallim Naci. 15,00 TL. İnce Kapak. Elips Kitapları. Sepete Ekle. Lügat-ı Naci-Küçük Boy. Muallim Naci. 65,00 TL.
Muallim Naci haberleri en güncel gelişmeler ve son dakika haberler.Muallim Naci kimdir,hayatı ve biyografisi. İstanbul GÜNGÖREN elektrik kesintisi listesi 30 Haziran 2022 Güngören
Mektebi Sultani ve Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat öğretmenliği yapan Muallim Naci, Tanzimat Dönemi edebiyatımızın meşhur ve önemli simalarındandır. Yeni kültüre sahip, milli değerlere bağlı, edebiyatta eskiyi savunur görünmekle beraber dilin sadeleşmesi ve edebiyatın yenileşmesine hizmet etmiş bir yazardır.
MuallimNaci'nin Edebi Kişiliği. Tanzimat sonrası Türk edebiyatının ikinci kuşağı içerisinde yer alan şair, yetişme tarzı ve zevk bakımından klasik edebiyat (Divan edebiyatı) anlayışı dairesinde yer almaktadır. Ziya Paşa gibi klasik şiiri iyi bilen, özellikle şekil ve zevk bakımından bu edebiyata geniş olarak dayanan
Eskive yeniyi savunanlar arasında, bu ikisinin kişiliğinde büyük bir tartışma başladı. Recaizâde’nin Talim-i Edebiyat’ı ile Muallim Naci’nin Istılahat-ı Edebiyye’si ancak hükümetin el koyması ile biten bu tartışmaların sonucunda ortaya çıktı. Muallim Naci edebiyatın çeşitli dallarında eserler vermiştir.
Türk edebiyatına önemli eserler kazandıran, yazar, şair, öğretmen ve eleştirmen Muallim Naci, vefatının 127'nci yılında yad ediliyor.
MuallimNaci. Asıl adı Ömer olan sanatçı, İstanbul’da doğmuştur. Öğrenimini Varna’da yapmış, sonra Varna Rüştiyesi’ne öğretmen olarak atanmıştır. Anadolu ve Rumeli’deki çeşitli memurluklardan sonra İstanbul’da “ Tercüman-ı Hakikat “, “ Saadet “, “ Vakit ” gazetelerinde yazılar yayımlamış
Muallim Naci biyografi. mesleği; Türk yazar, şair, öğretmen ve eleştirmen. Aruz veznini Türkçeye kusursuzca uygulamak için çalışmış bir Tanzimat dönemi şairidir. Eski ile bağları koparmadan yenileşmeyi savunmuş; edebiyat tarihinde “eski şiir”in temsilcisi sayılmıştır. Gerek edebiyat ve şiir hakkındaki eleştiri ve
Eskinintemsilcisi olan Muallim Naci ise Demdeme ile cevap verir. Eski-yeni taraftarları bu iki şahsın çevresinde belirginleşir ve gruplaşır. Eski-yeni uçurumunun kendi himayesinde çıkan bir yayın organında büyümesi Ahmet Midhat Efendi’yi çok rahatsız eder ve Muallim Naci’nin gazetedeki vazifesine son verir.
at3a4s. Edebiyatımızda ''kafiye göz için mi kulak için mi tartışması'' ,abes - muktebes kelimeleri yüzünden çıkmıştır."abes" kelimesinin sonundaki "s" harfi Arap alfabesinde "peltek s" ile; "muktebes" kelimesinin sonundaki "s" ise "sin" ile yazılmaktadır. Bu tartışma bir anlamda bu şekilde bir kafiyelendirme yapılıp yapılamayacağı Mahmut Ekrem'le ZEMZEME, Muallim Naci DEMDEME, tartışmanın ve Zemzeme adlı eserlerde cereyan etmiştir. Eski-yeni edebiyat tartışması da sözlük anlamı Şırıltı; mecazî anlamda ise nağmeli ve uyumlu söz anlamına gelmektedir. Demdeme sözlük anlamı Hoşa gitmeyen sözler; hiddetli gürültülü Recaizade Mahmut Ekrem tarafından yazılmış 3 ciltlik şiir serisidir. Recaizade Mahmut Ekrem, Zemzeme eserini yazdıktan sonra eski-yeni çatışmasında yenilikçi tarafı kitabının önsözüServet-i Fünun akımının öncüsü olarak da görülür. Eski şiir anlayışının Divan şiiri takipçisi olarak bilinen Muallim Naci, Zemzeme'ye karşılık olarak Demdeme adlı eserini yazar. Zemzeme-Demdeme çatışması ve etrafında gelişenler edebiyat çevrelerini uzun süre meşgul kafiye göz için Muallim NaciYeni>>> kafiye kulak için Recaizade Mahmut EkremSes ve yazım yönünden hangi sözcüklerin uyaklı sayılacağı konusunda Türk yazarları arasında çıkan ve yeni bir şiir beğenisinin yerleşmesine temel oluşturan tartışma 1895.Divan ve tanzimat şairleri sözcüklerin uyaklı sayılabilmesi için arap abecesine göre yazımlarındaki benzerliği son harf ve harekelerin aynı olmasını zorunlu sayıyorlardı. Malumat dergisinde Hasan Asaf adlı gencin Burhan-ı kudret adlı şiiri yayımlanırken derginin yazarlarından Mehmet Tahir'in eklediği eleştirel not, uyakla ilgili geleneksel görüşü değiştirecek bir tartışmayı başlattı. sözkonusu şiirde;Zerre-i nurundan iken muktebes bir yerden alınmış Mihr ü mehe etmek işaret abes saçma"dizelerinin, son sözcükleri arap abecesine göre iki ayrı harfle se ve sinle yazıldığı için, uyaklı sayılamayacağını ileri sürdü. Yanıt veren H. Asaf kendisini savunurken Recaizade Ekrem'in "Kafiye sem kulak içindir, basar göz için değildir" sözünü anarak onu tanık gösterdi. Tartışmaya de katıldı; uyakta yazılış biçiminin değil ses değerinin gözetilmesi gerektiğini belirtti; Arap şiiri kurallarına göre yapılan uyakların artık bırakılması düşüncesini savundu. görüşleri doğrultusunda ürün veren Edebiyat-ı Cedide şairleri "kulak için uyak" uygulamasını sürdürdüler. Türk abecesinin benimsenmesinden sonra "göz için uyak-kulak için uyak" ayrımı geçerliliğini bütünüyle yitirdi. Abes-muktebes tartışmasının, uyak konusu dışında Türk edebiyatına eleştiri türünün geîişmesi bakımından da katkısı oldu. Karşıtları, tartışma boyunca, kişilikleri konu edinir, yersiz sataşmalara başvururken R. Ekrem soğukkanlı, nesnel, bilimsel tutumuyla dikkati beri edebiyatta büyük bir değişim yaşanıyordu. Tanzimat öncesinde, islâmiyet'in etkisinde gelişen "Divan edebiyatı" egemendi. Tanzimat'tan sonra edebiyat yön değiştirmiş ve Batının etkisine girmeye başlamıştı. Bu büyük yön değişimi, sanatçılar arasında tartışmalara yol açmıştı. Divan edebiyatına "eski", Batı tarzındaki edebiyata "yeni" deniyordu. Bu iki edebiyat taraftarları arasında yapılan tartışamalar ise "eski -yeni tartışması" olarak Mahmut - Muallim Naci" TartışmasıServeti-i Fünûn Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Recaizâde Mahmut Ekrem arasındaki "eski-yeni" tartışması çok önemli bir rol Naci, eski edebiyata karşı daha "ılımlı" duruyordu. Yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte olması gerektiğini savunuyordu. O, "eski-yeni sentezi"nin gerçekleştirilmesi amacıyla, eski edebiyatın üstün yönlerine de sadık kalınması gerektiğine inanıyordu. Yerli ve millî niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesini dillendiriyordu. Türk edebiyatının kökten değil, kısmî bir şekilde modernleştirilmesine taraftardı. Ortada durup, iki tarafın da güzelliklerinden yararlanılması gerektiğini düşünüyordu. Ancak "yeni"ye daha hoşgörülü davranan sanatçıları eleştirmekten de geri kalmıyordu. Recâîzâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit'in edebiyatta "biçimi" ve "sağlam üslubu" pek umursamayan yaklaşımlarını eleştiriyordu. Bu nedenle, rakipleri tarafından "eski edebiyatın temsilcisi" olarak genç sanatçılar da eski edebiyatın savunucusu zannettikleri Muallim Naci'ye karşı, yeni edebiyatın kesin ve sert bir savunucusu olarak görülen Recaizâde'nin tarafını tutuyordu. Bunda Recâîzâde'nin, kendisini yeni edebiyatın üstadı görmesinin de büyük etkisi vardı. Recaizâde Mahmut Ekrem, Naci'nin şiirlerini, sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekilde tartışmada, her ikisinin de etrafında geniş birer halka oluşmuştu. "Muallim", eski edebiyata dair köklü bilgisiyle; "üstad" olarak görülen Recaizâde ise sanatın ne olduğu konusundaki dikkate değer fikirleriyle çevrelerindekileri etkileri altında dönemde "eski" edebiyatın kesin savunucusu ise Eihac Hacı İbrahim Efendi ve onun etrafındaki sanatçılardı. Şeyh Vasfî, Halil Edîp, Faik Esat Andelîb, Müstecâbilizâde İsmet, Mehmet Celâl, Ahmet Rasim, Sâmih Rıfat gibi sanatçılar "Hazine-i Fünûn", "Resimli Gazete", "Musavver Malûmat", "Musavver Fen ve Edeb", "irtika" gibi dergi ve gazetelerde Servet-i Fünûn'a karşı sert eleştiriler eskiyi savunanlarla ılımlılar, geleneksel yaşam tarzını sürdürdürmüşlerdir. Yeniyi savunanlar ise Batılı yaşam biçimine uymaya savunanlar, Recaizâde Mahmut Ekrem'in teşvikleriyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında birleştiler. Fransızca başta olmak üzere çocukluk yıllarında Batı dillerini öğrendiler. Batı edebiyatı zevkiyie yetiştiler. İstanbul'da Batılı bir yaşam biçimi sürdürmeye eğilimli oldular. Edebî yazı ve etkinliklerini Tevfik Fikret'in başkanlığı altında gerçekleştirdiler. Böylece Recâîzâde ile Naci arasındaki çekişme, Servet-i Fünûn edebiyatının doğmasını Demdeme - Tanzimat Döneminde Hararetli Bir Tartışmaİşitildi yine gülzâr-ı sühanda ma'hûdBülbül-i herze-edânın yeni bir zemzemesiLâl eder bir gün onu aksederek âfâkaYine bir bâz-ı fezâ-yı edebin demdemesi [I]Hiç şüphesiz 1839 senesinde ilan edilen Tanzimat Fermanı, tarihimizde çok büyük değişikliklere sebebiyet vermiştir. Daha çok kendisini sosyal ve iktisadi hayatta gösteren bu değişimler, hukuk ve edebiyat sahalarında da kuvvetli bir şekilde hissedilmiştir. O dönemin insanları edebiyat alanında, Tanzimat'tan sonra âşina olmadıkları edebî türlerle karşı karşıya önceleri kendi iç bünyesinde belirli kaideler çerçevesinde gelişme gösteren Divan Edebiyatı, dönemin bazı aydınlarınca yetersiz görülmeye başlanmış, söz konusu münevverler, aydınlığı Batı'nın pırıl pırıl gözüken ışıkları altında aramaya beri bu sahada şöyle bir mukayese yapıla gelmiştir "Tanzimat devri edebiyatçılarından Recaizade Ekrem yeniyi; Muallim Naci ise eskiyi temsil eder." Hatta bununla ilgili olarak iki müeddib arasında, az sonra gazete sütunlarına aksedecek tartışmalar ön plana çıkartılır. İki zıt kutuptan yola çıkarak şöyle alelade bir mukayese yapılmaktadır Muallim Naci benimsediği fikirler bakımından mutassıp ve gericidir. Bu sebeple tartışmaya girdiği karşı taraf Recaizade Mahmut Ekrem yeniliklerin en önde gelen mümessilidir. Halbuki, Ahmet Hamdi Tanpınar, Recaizade'nin kaleme aldığı bazı mukaddimeler bir yana bırakılacak olursa "Onun hiçbir zaman kendisini şiire veremediğini ve yazarı daima bir amatör olduğunu hatırlayarak okumak gerektiği" düşüncesini savunur. [II]Muallim Naci ise yaşadığı dönem itibariyle Batı'yı hazmetmeden benimsemeye çalışanlara karşı bir tavır alır ve döneminde haklı olarak Servet-i Fünun ekolünün kurucusu kabul edilen Recaizade'nin peyklerinin Tevfik Fikret, Cenab Şahabettinvs. şiirde aşırı derecede ileri gitmelerine karşı Naci vefat ettiğinde Servet-i Fünuncular bir dergi etrafında henüz toplanmamışlardı. Hemen üç yıl geçtikten sonra Ekrem'in kanatları altında bir oluşum meydana getireceklerdi. Fakat daha öncesinde teşekkül eden fikirler ve ihtilaflar onları böyle bir topluluğu kurmaya itecekti. Hemen yeri gelmişken belirtelim ki, o dönemde yapılan edebî münakaşalar, bizde Servet-i Fünun'un ve akabindeFecr-i Âti gibi edebî muhteviyatları haiz ekollerin meydana gelmesine ön ayak geçen tartışmanın hangi sebeplerden dolayı cereyan ettiğine bakacak olursak şöyle bir tablo ile karşılaşıyoruz Muallim Naci, devrin bazı mecmualarında ve aynı zamanda kendisinin kayınpederi olan Ahmet Mithat Efendi'nin "Tercüman-ı Hakikat" isimli gazetesinde bir süre şiirler neşreder. Fakat o, birtakım ihtilaflardan ötürü, daha sonra başka gazetelere de geçiş yapacaktır. Kendisinin ilk zamanlarda yazdığı şiirler diğer şairler tarafından da beğenilmiş, hatta daha sonraları münakaşaya gireceği Recaizade Ekrem bile Muallim Naci'nin bir şiirini "tahmis" etmiştir. [III]Ekrem, dönemin Sultanî mektebinde okutulmak için hazırladığı "Talim-i Edebiyat" adlı kitabına yerli ve yabancı yazarlardan alıntılar yapmıştır. Bunlar arasında Muallim Naci'nin de bulunduğunu hatırlayalım Ne var ki adı geçen eserde bir başka şair, Abdülhak Hâmid'den alıntılar daha Muallim Naci'nin Sakız'da iken yazdığı mektuplardan yola çıkarak Naci'nin Talim-i Edebiyat'a karşı oluşunu şahsi bir ihtirasa bağlar. Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmid'den birçok alıntı yaparak, Muallim Naci'yi ikinci planda bırakmış ve bundan dolayı da Muallim Naci kızarak Talim-i Edebiyat'a şahsi bir düşmanlık beslemeye başlamıştır. Bu noktada şöyle bir mukayese yapılabilir. Eğer Naci, bu itilmişliğe maruz kalmasaydı, Ekrem'in eserini -sırf kendi şiirlerinden alıntılar yaptığı için- beğenecek ve takdir mi edecekti? Sözü geçen tartışmayı savunulan edebiyat anlayışlarından dışarı çıkararak, şahsi ihtiraslara bağlamak, -kişiler tarafından aksi belirtilmedikçe- pek bir kıymet ifade Mahmut Ekrem şiirlerini, Zemzeme [IV] isimli ve belirli aralıklarla bastırdığı üç kitapta toplar. Arada gelişen bazı olayların akabinde, özellikle Recaizâde'nin Takdir-i Elhan risalesi ve üçüncü zemzeme mukaddimesinin yayınlamasından sonra, tartışmalar daha da hararet kazanır. En sonunda bütün bunlara cevap olarak Muallim Naci, Demdeme'yi kaleme alır. [V] Tartışma esnası boyunca karşılıklı ithamlar çok ağır bir seviyeye gelir. En nihayetinde de söz konusu münakaşa devletin müdahalesi ile sona erer. Her iki yazar da kendi düşüncelerini ateşin bir şekilde müdafaa etmiştir. Fakat bunlardan çıkarılan genel yargıların en basite indirgenmiş biçimi günümüze 'Recaizade Ekrem'in yeniliğe açık; Muallim Naci'nin ise mutassıp ve gerici oluşu' şeklinde lanse Ekrem'in teşekkülüne ön ayak olduğu Servet-i Fünun şairleri de şiirlerini aruz ölçüsüne göre yazacak ve çoğu zaman divan edebiyatının belirli şekil kalıplarını kullanmaktan geri kalmayacaklardır. Burada dikkati çekilmesi gereken en önemli husus, yenilikten kastedilenin ne olduğu veya ne olması gerektiğidir. İşte mezkur sebepten dolayı edebi tartışmalar, Tanzimat döneminin en dikkate değer meseleleri olmuş ve aylarca hatta yıllarca gazete sütunlarını meşgul bir başka husus daha vardır ki, burada zikretmek faydalı olabilir. 1888 senesinde Kitapçı Arakel tarafından bir eser bastırılır. "İntikâd" isimli bu kitap Muallim Naci ile bizde ilk materyalist olarak bilinen Beşir Fuad'ın mektuplaşmalarını ihtiva etmektedir. Mektupların başlangıcı sebebi olarak ise Beşir Fuad'ın Victor Hugo için yazdığı bir eserin karşılıklı bir değerlendirilmesi gösterilebilir. Toplam yedi mektuptan oluşan söz konusu kitapta Muallim Naci'nin dört mektubu bulunmakta ve bu mektuplarda hiçbir zaman onun tutucu ve eskiye bağlı birisi olduğu göze çarpmamaktadır. Örneğin ilk mektubun şu ilk mısraları, Naci'nin aslında edebiyatta yeniliğe -fakat makul biçimde- açık olduğunu bizlere göstermektedirEfendim!Bir zamandan beri gittikçe tevsi' etmekte olduğu çeşm-i iftihâr ile görülmekte olan matbuât-ı Osmâniye âlemine bir başka arayış vermeğe başlayan âsâr-ı kalemiyenizden bu kere neşrolunan Victor Hugo» ünvanlı iki cilt bilhassa celb-i nazar-ı dikkat etmiştir." [VI]Naci, fikri itikad olarak kendisi ile tam bir zıtlık teşkil eden Beşir Fuad'ın edebiyata getirmek istediklerinin farkındadır ve bunu da takdire şayan bir şekilde karşılamaktadır. Mektupların devamında da bu durum da belirtildiği üzere Muallim Naci'nin dönemin bazı ediblerini "yâve-gû"luk saçma sapan konuşma ile itham etmesi, onun yeniliğe kapalı değil; aksine laf ü güzaf kabilinden şiirler yazılmasına karşı olduğunu göstermektedir. Eski, beğenilecek tarafları olduğu için kıymetlidir. Yeni ise sindirilebildiği ve adapte edileceği ölçüde alınmalıdır İkisi bir sentez halinde sunulabildiği takdirde edebî manada bir değer taşıyacaktır."Yeni itibar olunan eş'ârımız içinde ma'nâsızları o kadar çoktur ki bunları herkes görmüş olacağı cihetle şurada bir iki misâl irâdına lüzum görmekte ma'nâ yoktur [.] Gide gide yâve-gûluk hepimize sirâyet ve taammüm edecek olursa biz edîblerin eslâfa ne derecede tefevvuk etmiş sayılacağımızı hayâl ediniz!" [VII]"Zaman gelecek ki şiir kelimesinin anlamı, mânâsını kâilinin söyleyenin dahî anlamadığı söz şeklinde verilecektir."
Muallim Naci'nin En Güzel Sözleri Muallim Naci, Türk Edebiyatı’nın en önemli yazarlarından biridir. Bu yazımızda güzel sözler ve özlü sözler kategorisinde yer alan Muallim Naci’nin en güzel sözlerini bir araya getirdik. Demdeme ve Ömer’in çocukluğu gibi eserleriyle bilinen Muallim Naci’nin kitaplarında yer alan en güzel Muallim Naci sözleri sizleri derinden etkileyecek. En anlamlı Muallim Naci sözlerini sosyal medya sayfalarınızdan sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. Muallim Naci'nin en anlamlı ve etkileyici 5 sözü; 1. Bir felakete uğrayanı, en çok onun kederini paylaşan ağlatır. 2. Felakete uğramış bir insanı en fazla dert ortağı ağlatır. 3. Ah! İnsan böyle düşüncesiz olmasa da, herkes hep birbirine iyilik etse, ne güzel olacak! 4. Ah, insan böyle gafil olmasa da daima herkese iyilik etse ne kadar kazanacak! 5. Bir felaketzedeyi en fazla, teselli eden ağlatır. Muallim Naci'nin En Güzel Sözleri Böyle zatlara "baba dostu" derler. Babaları vefat etmiş oğullar bunları garip ve hüzünlü bir duygu ile severler. Manevî amca tanırlar. "Felakete uğramış bir insanı en fazla dert ortağı ağlatır." Kendi işinizi kendiniz görün. Allah yardım eder, merak etmeyin. Bir felaketzedeyi, en fazla, derdini dert edinen ağlatır. Bir felakete uğrayanı, en çok onun kederini paylaşan ağlatır. Ey aşk bildiğin gibi yak yık derunumu. Bir damla gözyaşı, ebedi saadetin vesilesi olabilir. Mutlu sayılmasın mı o insan ki, ölümü aynı milliyetten olmayan insanları bile etkiler. Bir felâkete uğrayan insanı, en çok dert ortağı ağlatırmış. Aynı cinsten olmayanın dostluğu onun ruhuna acı bir azabdır. Diyorlar ki, bir damla gözyaşı sonsuz mutluluk sebebi olabilir. İnsanın halinin defteri dostlarıdır. Bir adamın akıllı olduğu, darlık vaktinde sabredici, genişlik hâlinde mütevazı, her işte ihtiyatlı ve Hakk'ı isteyici olmasından bilinir. Gözlerin sarışınlıklar verir akşamlarıma. Alçalır elbet haddinden fazla yükselen. O küçük ev, bir büyük mutluluk yeri hâlindedir. "Oradan beni baktırmamalıydılar. Maksatları beni avutmak değil miydi?" Muallim Naci'nin Eserlerinden Alıntılar Ceza suçun cinsindendir. Şirin için ah eyledi bu kühda Ferhad, Mecnun dahi Leyla için etti nice feryad. "Bu hatıraları niçin yazdığımı sorsalar belki de hiçbir cevap vermeye lüzum görmem. Arzu ettim, yazdım. Diyelim bu da bir nevi çocukluktur" Bütün bütün kitapsız vakit geçirmek istemezdim. Diyorlar ki bir damla göz yaşı ebedi saadet sebebi olabilir. Çektiğin derdi gamı bilmez idim ben evvel, acıdım şimdi sana vah gönül vah gönül. Allah'ı seversen beni söyletme gamım var. Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar mutluluk olamayacağına inandığından işleriyle meşgul olmayı pek sever. Bigane çıktı hayf benim yar sandığım. Bir insan çevresinde sevilen sayılan bir kişi ise o insanın yokluğu aynı milletten olmayanları da üzer. Bir felakete uğrayanı, en çok onun kederini paylaşan ağlatır. Şu ağaya ne dersiniz? İnsaniyetli adam değil miymiş!.. Susmadı. İnsaniyetsiz adam değil miymiş? Yardıma koşmadı. "Hoca Efendi, beni yaklaşık üç sene zarfında iki defa falakaya yatırdı. Ayaklarıma üçer değnek vurdu. Vurduğu yerde gül bittiğini görmedim, fakat hiç şüphesiz utanç ve ıstıraptan çehrem gülgùn olmuştu." Dünyada en iyi mutluluğun,kimseye muhtaç olmamak ile mümkün olduğuna inandığından,işleriyle uğraşmayı pek severdi. Muallim Naci Kimdir? Muallim Naci’nin Hayatı ve Eserleri Doğumu 1850 İstanbul, Ölümü 13 Nisan 1893 İstanbul Tanzimat Dönemi’nin en önemli şair ve yazarlarından biridir. Asıl adı Ömer’dir. 7 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Varna’ya dayısının yanına gönderildi. İlk şiirlerini “Naci” lakabıyla 1867’den başlayarak yazdı. Muallim Naci, 13 Nisan 1893 günü kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. Muallim Naci’nin Şiir Kitapları Ateş-pâre Şerâre Füruzân Sünbüle Yadigâr-ı Nâci Terkîb-i Bend Mirât-ı Bedâyî Muallim Naci’nin Manzum Destanları Gazi Ertuğrul Bey Musa Bin Ebu’l Gazan yahut Hamiyyet Muallim Naci’nin Romanları Mehmed Muzaffer Mecmuası Muallim Naci’nin Tiyatroları Heder Muallim Naci’nin Mektupları Yazmış Bulundum İntikad Muhaberât ve Muhaverât Muallim Naci’nin Hatıra Kitabı Ömer’in Çocukluğu Muallim Naci’nin Eleştiri Kitabı Demdeme Muallim Naci’nin Denemeleri Lügat-i Nacî Kamus-i Osmanî Edebiyat-İnceleme Araştırma lstılahât-ı Edebîyye
Aruz’un Gücü Muallim Naci 1850-1893 Türk edebiyatının Tanzimat Edebiyatı Dönemi başlarında Şinasi’nin giderek halkın kolaylıkla anlayabileceği bir dil ile yazma gayreti, denilebilir ki Muallim Naci ile devam etmiştir. Naci’nin, divan edebiyatının gerektirdiği birtakım mazmunların yanında tabii Türkçeye yakın söyleyişleri unutulamaz. Âfeş-pâre’deki tabiat tasvirleri ve özellikle küçük olayları hikaye ederken gösterdiği bu konudaki başarısı, göz ardı edilemez. Tahkiyede ve diyalogda Tevfik Fikret gibi güçlü bir şair üzerindeki etkileri sürekli olmuştur. “Muallim Naci’nin dil ve üsluptaki titizliği ve başarısına aruz ölçüsünü de eklemek gerekir. Şinasi ve Namık Kemal ile başlayan aruz vezni – hece vezni ikiliği Naci’de yoktur. O, bütün şiirlerinde aruz veznini kullanmıştır. Aruzu, Türkçenin bünyesine uydurma başarısını göstermiştir. Tanzimat şairlerinin bu konudaki çelişkileri ve gevşeklikleri onda görülmez. Naci, bu başarısını klasik edebiyata olan hâkimiyetinden alır. Bu yönüyle o, Türk aruzunda başarısı tartışılamayan Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı gibi büyük şahsiyetlere öncülük etmiştir.” Muallim Naci’nin Şiir kitapları 1. Âteş pare 1884, 2. Şerare 1885, 3. Fürûzân 1886, 4. Sünbüle 1. kısım, 1890, 5. Yâdigar-ı Nâcî 1896. Muallim Naci Diğer eserleri 1. Muallim 1886, tenkitler, 2. Yazmış Bulundum 1884, tenkitler,3. Demdeme 1886, tenkit, 4. Istılahat-ı Edebiyye 1889, Edebiyat terimleri sözlüğü, 5. Osmanlı Şâirleri 1890, 6. Esâmî 1891, 7. Lügat-ı Nâcî Osmanlıca sözlük, 1904, 8. Zâtü’n-nitâk-ayn yahut İbni’z-Zübeyr manzum tarihi diyalog, 1890, 9. Heder oyun, 2 perde, 1910, 1C. Hurda-furûş 2. kısım, Arapça’dan tercüme 1884, 11 Hikemü’r-rufâî Arapça’dan, 1886, 12. Sânihatü’l-Arab Arapça’dan, 1887, 19. Hurda-Furüş 1. kısım, Farsça’dan tercüme, 1887, 14. Sânihatü’l-Acem Farsça’dan, 1887, 15. Nümûne-i Suhan Farsça’dan, 1890, 16. Ömer’in Çocukluğu Hatıralar, 1889, yeni baskısı 1969, 17. Mektuplarım, 18. Muhaberât, 19. I’cazü’l-Kur’ân, 20. Medrese Anıları, Abdullah Uçman Toker Yayınları arasında yazarı tanıtıcı kitap çıkardı 1974. Muallim Naci kimdir hayatı eserleri Kişiliği Hakkında Kısaca Özet Bilgi Şâir, yazar. İstanbul’da doğdu. Babasının adı Ali’dir. Nâci’nin asıl adı Ömer’dir. Yedi yaşında iken babası ölünce annesi ile birlikte Varna’ya dayısının yanına gitti. Orada Medrese’de okudu. Varna Rüştiyesi’nde öğretmenlik, Varna Mutasarrıfı Sait Paşa’nın yanında kâtiplik yaptı. Paşa ile pek çok il dolaştı. İstanbul’a geldiği yıl gazeteciliğe başladı. Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat sahifesini yönetti 1883-1885. Saadet ve Vakit gazetelerinde çalıştı. Galatasaray Lisesi ile Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat dersleri verdi. Muallim Naci, İstanbul’da öldü. Sultan Mahmud Türbesi’nin bahçesine edebiyatı şâir ve yazarlarındandır. Şiir, fıkra, makale, tiyatro ve tenkit yazıları yazdı. Arapça, Farsça ve Fransızca’dan tercümeler yaptı. Eski edebiyata bağlı olan şâirlerin başında bulunmakla birlikte, yeni Türk edebiyatının örnek aldığı Fransız edebiyatını incelemiş, yenilik taraftarı şairlerin ortaya koydukları eserlerden farksız örnekler vermiştir. O, edebiyatta ölçülü bir yenileşme taraftarı idi. Bu yüzden Recaizade Mahmut Ekrem ile aralarında tartışmalar olmuştur. Edat Tümleci Ahmet Mithat Efendi »
MUALLİM NACİ 1850-1893 1850'de İstanbul'da doğdu. 13 Nisan 1893'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Dilin yalınlaştırılmasını savunan Tanzimat Dönemi'nin önemli şair ve yazarı. Asıl adı Ömer. 7 yaşındayken babasını kaybetti. Varna'ya dayısının yanına gönderildi. Orada medrese öğrenimi gördü. Bir yandan da Arapça, Farsça, Fransızca ve hat öğrendi. "Hulusî" mahlasıyla yazılar yazdı. Bir süre Varna Rüştiyesi'nde öğretmenlik yaptı. Sait Paşa'nın özel katibi olarak Rumeli ve Anadolu'nun birçok kentini dolaştı. İlk şiirlerini "Nacî" mahlasıyla 1867'den başlayarak yazdı. İstanbul'a geldi. Memuriyetten ayrıldı. 1883'te Ahmed Mithad Efendi'nin önerisiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmeye başladı. "Mesud-ı Harabî" takma adıyla yayınladığı aruzla yazılmış gazelleriyle ün yaptı. 1894'te Ahmed Mithad'ın kızıyla evlendi. Kayınpederi tarafından Tercüman-ı Hakikat'i eski edebiyat yanlılarının sözcüsü durumuna getirmekle suçlanınca istifa etti. Yazılarını, Saadet, Tarik, Mürüvvet, Mirsad, İmdadü'l Midad gazeteleriyle, kendi çıkardığı Mecmua-i Muallim dergisinde sürdürdü. Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Hukuk'ta edebiyat dersleri verdi. Aruzla ve divan edebiyatının hemen her türünde yazdığı şiirler yüzünden eski edebiyatın temsilcisi sayıldı. Ama yeni edebiyata karşı çıkan, eskiyi savunan bir yazar olmadı, divan şiiri kurallarını da tam olarak uygulamadı. Eleştirilerini dilbilgisi ve aruz kurallarına bağlı kalınması noktasında yoğunlaştırdı. Recaizade Mahmut Ekrem ve çevresindeki genç şairlerle giriştiği tartışmalar, döneminde Türk edebiyatına yeni bir soluk getirdi. Servet-i Fünun yazarlarını önemli ölçüde etkiledi. Edebiyat tarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekti. Victor Hugo, Sully Prudhomme, Alfred de Musset ve Emile Zola'dan Türkçe'ye çeviriler yaptı. MUALLİM NACİ’NİN ESERLERİ Şiir Terkib-i Bend-i Muallim Naci Ateşpare 1883 Şerâre 1884 Fürûzan 1885 Sümbüle 1889 Yadigâr-ı Naci Eleştiri Muallim 1886 Demdeme 1886 Anı Medrese Hatıraları 1885 Ömer'in Çocukluğu 1890-1969 Sözlük Lügat-ı Naci 1891-1978 Araştırma Osmanlı Şairleri 1890-1986 İstilahât-ı Edebiyye 1890-1984 Esâmi 1890 MEKTUP Muhaberat ve Muhaverat 1884 Şöyle Böyle 1884 Mektuplarım 1886 Oyun Heder ölümünden sonra, 1908
1. Tanzimat Hazırlık DönemiOsmanlı Devleti, yaşanan sorunlardan ötürü Batılılaşma yoluna giderek Tanzimat Fermanı’nı 1839’da Gülhane Parkı’nda ilân etmiştir. Abdulmecid Dönemi’nde Mustafa Reşit Paşa tarafından ilanla beraber Osmanlı’da bir Batılılaşma akımı ortaya ilanla beraber Avrupa’ya öğrenciler Fransa’da yaşanan devrimler, bu öğrenciler üzerinde büyük etkiler bu Batılılaşma çabası, Türk edebiyatında da kendisini göstermiştir. Tanzimat edebiyatı bu arayışlardan ötürü Arayışlar Devri Türk Edebiyatı olarak da bilinir. Yine yenileşme ihtiyacının olduğu dönemde ortaya çıkması ile Türk Teceddüt Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Batı Tesirindeki Türk Edebiyatı, Avrupai Türk Edebiyatı adını da kaygısıyla birçok yenilik oluşturuldu1831’de ilk resmî gazete, Takvim-i Vekâyi ilk yarı resmî gazete Ceride-i Havadis, W. Churchill tarafından ilk mesleki, bilimsel gazete olan Vaka-i Tıbbiye çıkarıldı. 1852’de Dar’ülfünun Fenler Kapısı kuruldu ve Encümen-i Daniş kurulu Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi tarafından Kanun-i Esasi hazırlandı ve 1. Meşrutiyet ile yürürlüğe İbrahim Müteferrika ilk Türk matbaasını gönderilen elçilerin yazdığı eserler, toplumda Avrupai yaşama yönelik büyük bir ilgi Çelebi Mehmet SefâretnamesiBu dönemde Tanzimat Hazırlık Dönemi’nin ilk anısı olan Tabsıra, Âkif Paşa tarafından Paşa, yazdığı Âdem Kasidesi ile bilinen kasideye soyut içerikler sunmuştur. Sadullah Paşa’nın 19. Asır Manzumesi eseri, Batı’yı takip ettiğini gösteren bir akla verilen önemi anlatması bakımından eski tarzı yeni içeriklerle Cevdet Paşa, Tanzimat Hazırlık Dönemi’ne Tarih-i Cevdet, Kavaid-i Osmaniyye, Belagat-ı Osmaniyye ile katkıda Paşa, Mecmua-yı Fünun’u Daniş, çeviri eserler oluşturmak, bilimsel eserler yazmak, Türkçeyi geliştirmek amacıyla kuruldu. Erişti evc-i kemâlâta nûr-ı idrâkât Yetişti rütbe-i imkâna kısm-ı mümteniât Akıl, anlayış gücünün ışığı olgunluğun zirvesine erişti. Olmaz zannedilen birçok şey mümkün hâle geldi. Mebâhis-i felek ü arz ü hikmet ü kimyâ Değil vesâvis-i ezhân ü vehm ü temsilât Astronomi, coğrafya, kimya, fizik ve felsefe konula-rı artık zihnî kuruntulardan, mantık yürütmekten ibaret değil. Havâ vü berk ü ziyâ vü buhâr u mıknâtıs Yed-i tasarruf-ı insanda unsur-ı harekât [Bilim sayesinde hava, elektrik, ışık, buhar ve mıknatıs, insanın elindeki hareket unsurlarıdır.] 19. Asır Manzumesi - Sadullah Paşa2. Tanzimat Edebiyatı 1. Dönem Genel ÖzellikleriFransız edebiyatının örnek alındığı bir eleştiri, fabl, roman, makale, tiyatro gibi türler Batılı anlamda ilk defa karşımıza açıdan zayıf nitelikte eserler dönem edebiyatçıları, sanatın halka yönelik olması gerektiğini onlara göre halkı eğitmede bir halka ulaşmada bir araç olarak tercih toplum içindir anlayışı edebiyatının ağır dilini eleştirmiş, halkın dilinin edebi-yatın dili olması gerektiğini divan edebiyatı etkisinden ötürü, bu sadece fikir olarak olarak hece arzulansa da aruz ölçüsü İhtilali etkisiyle eşitlik, hak, özgürlük, adalet gibi konular ve romantizm etkisi söz işaretleri, Batılı bir tarz ile ilk defa bu dönemde Şinasi tarafından Tanzimat Edebiyatı 2. Dönem Genel ÖzellikleriBu dönemde Fransız İhtilali’nin sonucu olarak milliyetçilik propagandası, Osmanlı gibi çok uluslu devletleri sıkıntıya sokmuştur. Özellikle Tanzimat 1. Dönem’de edebî eserlerle bu düşüncenin yaygınlaşmasından çekinen Osmanlı yönetimi, İstibdat Dönemi ile edebiyata da etki Dönemi etkisiyle sanatçılar, içe kapanmayı tercih sorunlardan uzak durulmuş, daha çok bireyi temele oturtan bir edebiyat Allah, hayat gibi metafiziksel yeni konular sanat içindir anlayışı oldukça ve Farsça tamlamalarla kurulu bir dil eserleri, sadece okunmak için edebiyatı savunulmuş, nazım şekilleri üzerinde değişimler natüralizm bu dönemdeki etkin 1. Dönem ŞairleriŞemsettin Sami Namık KemalAhmet Mithat Efendi Ahmet Vefik PaşaZiya Paşa İbrahim ŞinasiTanzimat 2. Dönem ŞairleriSamipaşazâde Sezai Nabizâde NazımA. Hamit Tarhan Muallim NaciRecaizâde M. Ekrem a. Tanzimat Dönemi Şiiri Tanzimat 1. Dönem Şiiri Tanzimat 2. Dönem Şiiri Bu dönemde şiir çevirileri yapılmıştır. Şinasi, “Tercüme-i Manzume ile ilk çeviri şiirleri yayımlamıştır. Oluşan baskı ortamından ötürü sanat, sanat içindir anlayışı güdülmüştür. Batı etkisinde kalındığından divan mazmunları yerine Fransız mecazları ele alınmıştır. Bireysel, soyut, metafizik, tabiat gibi konular işlenmiştir. Gelenek olarak divan şiiri geleneği devam ettirilse de içerik olarak yenilikler sunulmuştur. Ağır, sanatlı bir dil işlenmiştir. Toplumsal konular, şiire dâhil edilmiş; “hak, hürriyet, eşitlik, adalet, vatan, medeniyet” gibi konular işlenmiştir. Güzel olan her şey, 2. Dönem şairlerine göre şiirin konusu olabilir. Estetik, şiir için önem arz etmektedir. Divan şiirinin aksine konu bütünlüğü tercih edilmiştir. Divan şiiri nazım şekillerinin kullanımı daha baskın olsa da yeni nazım biçimleri de denenmiştir. Aruz ölçüsünün yanında hece ölçüsü de denenmiştir. Aruz ölçüsü ağırlıkla kullanılsa da birkaç şiirde hece ölçüsü de denenmiştir. Kafiye göz içindir anlayışı devam etmiştir. Nazım birimi olarak dize, beyit ve bent tercih edilmiştir. Divan şiiri nazım şekilleri kullanılmaya devam edilmiş, bu şekillerde değişiklikler yapılmıştır. Kasidedeki “nesib, fahriye, tegazzül” kaldırılmıştır. Kişi, yenilikler yapmışsa bu yaptığı yenilikler övülmüştür. Göz için kafiye, kulak için kafiye tartışması bu dönemde başlamış; Muallim Naci “göz için kafiye” derken Recaizade ve öğrencileri “kulak için kafiye” anlayışını savunmuştur. Abes-muktebes tartışması İlk kafiyesiz şiir Validem, ilk pastoral şiir Tanzimat’ın ikinci döneminde yazılmıştır. Romantizm akımının etkisi görülür. Romantizm akımının etkisi görülür. Divan Şiiri ve Tanzimat Şiiri Kıyaslaması DİVAN ŞİİRİ Fuzulî TANZİMAT ŞİİRİ Hürriyet Kasidesi Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni Az eyleme inayetini ehl-i dertten Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın Geldikçe derdine beter et müptelâ beni Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez iânetten Hakîr olduysa millet, şânına noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetten Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır Ne gâm râh-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten. Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten Abes- Muktebes TartışmasıÖzellikle Tanzimat 2. Dönem edebiyatını etkileyen bu tartışma, Hasan Asaf’ın “Burhan-ı Kudret” adlı şiirinde yer alan “abes, muktebes” sözcüklerindeki kafiyeden ortaya çıkmıştır. Hasan Asaf, “kafiye kulak içindir” söylemiyle Recaizâde Mahmut Ekrem’i destek olarak görürken bu tartışmanın temeli de atılmıştır.“Zerre-i nurundan iken muktebes مقتبس Mihr ü mehe etmek işaret abes عبث”b. Tanzimat Dönemi Romanı ve Hikâyesi Tanzimat 1. Dönem Tanzimat 2. Dönem Bu dönemde Türk edebiyatına roman, çeviri yoluyla girmiştir. Odysseia’nin oğlu Telemak’ın serüvenlerinin anlatıldığı “Telemaque”, Yusuf Kâmil Paşa tarafından çevrilmiştir. Bu dönemde Sefiller Hikâye-i Mağdurin, Monte Cristo Teodor Kasap, Robinson Crusoe A. Lütfi Efendi çevrilmiştir. İlk yerli roman, Şemsettin Sami tarafından “Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat” adıyla yayımlanmıştır. İlk edebî roman İntibah ise Namık Kemal tarafından yayımlanmıştır. Teknik açıdan daha sağlam içeriğe sahip eserler yazılmıştır. İlk realist roman Araba Sevdası Recaizade Mahmut Ekrem tarafından yazılmıştır. İlk realist hikâye Küçük Şeyler, Samipaşazade Sezai tarafından yazılmıştır. Okuru eserden uzaklaştıracak gereksiz bilgi akışları kesilmiştir. Romantizm akımının etkileri görülür. Yazarlar kişiliklerini gizlemez, olaylara müdahale eder ve bu özellik bu dönem romanını teknik açıdan zayıf kılar. İyiler ödüllendirilir, kötüler ise cezalandırılır. Okuyucuyu bilgilendirme kaygısı güdülür. Tesadüflere bolca yer verilir. Realizm akımının etkisi görülür. Gözleme büyük önem verilmiştir. Rastlantılardan kaçınılmış, abartıdan uzak durulmuştur. Yazar, olayın akışına müdahale etmeyerek kişiliğini gizlemiştir. Yanlış Batılılaşma, esirlik, cariyelik gibi konular işlenmiştir. Yanlış Batılılaşma, esirlik, cariyelik gibi konular işlenmiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayat’ı ilk yerli hikâye olarak kabul edilir. İlk köy romanı Karabibik Nabizâde Nazım ile İstanbul dışına çıkılmıştır. c. Tanzimat Dönemi'nde Tiyatro TANZİMAT 1. DÖNEM TANZİMAT 2. DÖNEM İlk tiyatro, 1859’da yazılan ve 1960’ta Tercüman-ı Ahval’de yayımlanan Şair Evlenmesi; Şinasi tarafından yazılmış ve oynanmamıştır. Tanzimat 2. Dönem’de İstibdat Dönemi’nin etkisinden ötürü siyasal ve sosyal konulardan uzak durulmuştur. Namık Kemal, oynanan ilk tiyatro Vatan yahut Silistre’yi Kemal, Celaleddin Harzemşah’ın ön sözünde tiyatroyu halkı eğitmede faydalı bir araç olarak gördüğünü dile getirmiştir. Bu dönem tiyatroları, sahnelenmeye uygun amacıyla ağır, sanatlı bir dildir. Bu dönem ürünleri, sahnelenmeye sade ve anlaşılır bir dildir. Konu olarak tarihî konular, seçkin insanlar işlenmiştir. Geleneksel Türk tiyatrosundan faydalanılmıştır. Bu dönemde Abdulhak Hamit Tarhan tiyatro alanında manzum ve mensur eserler vermiştir. Bu dönemde Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa, tiyatro alanında klasisizm etkisindedir. Konularda romantizm etkisi vardır. Ali Haydar’ın yazdığı Sergüzeşt-i Perviz, trajedi ve manzum tiyatronun ilk örneklerindendir. Güllü Agop, 1867’de Gedik Paşa Tiyatrosunu kurmuştur. Ahmet Vefik Paşa da Bursa'da tiyatro açmıştır. d. Diğer TürlerTanzimat Dönemi’nde edebiyatımızın ilk makalesi, Şinasi tarafından yazılmıştır. Tercüman-ı Ahval MukaddimesiZiya Paşa “Şiir ve İnşa” makalesinde halk edebiyatını savunurken “Harabat Mukaddimesi”nde divan edebiyatını Kemal’in “Lisan-ı Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir” makalesi, ilk eleştiri eleştiri eseri ise Tahrib-i Harabat’ Tanzimat Dönemi GazeteleriTakvim-i Vakayi, ilk resmî Havadis, ilk yarı resmî gazetedir ve William Churchill tarafından Ahval, Şinasi ve Agâh Efendi tarafından çıkarılan ilk özel gazetedir. Tasvir-i Efkâr, Şinasi’nin tek başına çıkardığı Bedir, Tercüme-i Hakikat; Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarıldı. Hürriyet, Ziya Paşa ve Namık Kemal ile birlikte Londra’da çıkarılmıştır. Sonrasında Ziya Paşa tek başına ilk çocuk gazetesi olarak kabul Teodor Kasap tarafından çıkarılan ilk mizah gazetesidir. Ali Suavi, Muhbir’i Sami, Sabah ve Tercüman-ı Şark’ı Ahmet Cevdet tarafından çıkarıldıa. Tanzimat 1. Dönem Şair ve Yazarları1. İbrahim ŞinasiI. topluluğun önde gelen Türk dilinin sadeleşmesi gerektiğini savunmuş ve sadeleşme hareketlerini başlatanlardan olmuştur..İlklerin noktalama işaretini ilk kez kelimesini ilk defa "lenn-i edeb" adıyla Şinasi makaleyi Ahval Mukaddimesiİlk defa konulara uygun başlıklar basınının ilk yerli tiyatroyu Evlenmesiİlk özel gazeteyi AhvalAkıl, medeniyet, kanun gibi kelimeleri Türk şiirine yerleştiren ilk kişidir. Batılılaşma hareketinin öncülerinden olarak şiir çevirilerini Tercüme-i Manzume’de edebiyatı nazım şekillerinden olan “kasideleri” yeni şekillerle aktarmaya olarak “münacatında” akıl yoluyla Allah’ı bulabileceğini dile yönüyle klasisizmden etkilenmiştir. Eserlerinde parça güzelliği yerine bütün güzelliğine önem aruzla yazmıştırBir ıtık-nâmedir insâna senin kaanûnun Bildirir haddini Sultâna senin kaanûnun Reşit Paşa KasidesiDivan edebiyatı hayalciliğini bir kenara divan edebiyatından farklı olarak düşünceleri yayma aracı olarak dilini, yazı dili hâline getirmeye Fontaine'den manzum çeviriler çeviri Batılı anlamdaki ilk fabl çevirilerindendir. Eşek ile Tilki, Arı ile SivrisinekTasvir-i Efkâr gazetesini Kemal ve Ziya Paşa’yı Emsal-i Osmaniye adlı eseriyle atasözlerini Şair Evlenmesi Görücü usulü evliliğin yanlışlığını işler. “Müştak Bey, Hikmet Bey, Kumru Hanım, Sakine H-nım”Şiir Müntehabat-ı Eş’ar Divan-ı ŞinasiDerleme Durub-ı Emsal-i OsmaniyeSözlük Kamus-ı Osmanî tamamlayamamıştırÇeviri Tercüme-i Manzume2. Ziya PaşaBir dönem Jön Türk hareketinde yer ile Batı kültürü arasında çelişkide Avrupalı, duygularıyla Doğulu iken halk edebiyatını savunsa da ülkeye geri döndüğünde Divan edebiyatını ve İnşa adlı makalesinde halk şiirinin, asıl şiir olduğunu dile getirse de Harabat antolojisinin ön sözünde divan şiirinin asıl şiirimiz olduğunu savunmuştur. "Bizim dilimiz Osmanlıca değil Türkçedir. Şiirimizde divanları dolduran gazelle kaside değil, bazılarının vezinsiz diye beğenmedikleri 'kayabaşı', 'üçleme' ve 'çöğür'lerdir. İstidat sahiplerimiz hele bu yola bir kere himmet etsinler, az vakitte ne şahsiyetler yetişir." Ziya Paşa Divan edebiyatı tarzıyla şiir Ruhi’ye nazire olarak yazdığı Terkib-i Benti beyitleri, bugün vecizeye bir tarza sahiptir."Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma Zerdüz palan vursan eşek yine eşektir. Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”Şiirlerinde aruz kullansa da “hece” ile yazdığı bir türküsü kötü gidişat, onu felsefi içeriklere yöneltmiş ve şiirlerinde bu konular ele Paşa ile yaşadığı çekişmeler, ona yönelik hicivler yazmasına sebep olmuştur. Girit'in kaybedilmesi üzerine hiciv niteliğinde "Zafername" adlı eseri edebiyatına çeviri yoluyla eserler dışında ilk kez çıkarılan gazete “Hürriyet”i Namık Kemal ile birlikte akımının etkisinde Eş’ar-ı ZiyaAntoloji Harabat 3 ciltAnı Defter-i AmalYazarın çocukluk anılarını Endülüs Tarihi, Engizisyon TarihiTartüffe Riyanın Encamı, hece vezniyle kafiyesiz bir şekilde Zafername, Veraset MektuplarıRüya adlı eser, röportaj türüne ilk olarak Namık KemalEncümen-i Şuara topluluğuna katılmış bir eleştiri, biyografi, roman, tarih, makale gibi farklı türlerde eserler şiirleri divan edebiyatı ile tanıştıktan sonra eserleriyle divan edebiyatını yıkıp yeni bir edebiyatı oluşturmayı ve Hürriyet şairi olarak karakterler, daima iyi ya da daima bolca yer halka ulaşmada bir araç olarak Mukaddimesi’nde “Tiyatronun halkı eğitmede faydalı ve eğlenceli bir araç” olduğunu belirtmiştirToplum için sanat” vatan, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi konuları kavramını şiirinde ilk defa bilinçli bir şekilde kullanan adalet, eşitlik, hürriyet, vatan vb. konuları ısrarla ve toplumsal konular üzerinde heyecanlı bir söylevci edasıyla sadeleşmesini ile şiir denemeleri yapmış-tır ancak şiirlerinde baskın gelen aruz heceyle yazılan içerikler daha çok piyeslerinde yer Paşa'nın gitgelli yapısına ve Harabat ön sözünde divan edebiyatını savunma-sına kızarak edebiyatımızın ilk eleştiri eseri olan "Tahrib-i Harabat"ı geçerli olan konular; aşk, vatanseverlik gibi Paşa ile birlikte Londra’da Hürriyet gazetesini gibi ilklerle öne tarihi, edebi romanı yazmıştır. Cezmi, İntibahİlk eleştiri eserini yazmıştır. Tahrib-i Harabatİlk oynanan tiyatroyu yazmıştır. Vatan yahut SilistreŞinasi, Tasvir'i Efkâr'ı Namık Kemal'e İntibah Sergüzeşt-i Ali Bey, CezmiTiyatro Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Kara Bela, Akif Bey, Celalettin Harzemşah, Zavallı ÇocukEleştiri Tahrib-i Harabat, Takib-i Harabat iki eser de Ziya Paşanın Harabat’ına karşı yazılmıştır., İrfan Paşa’ya Mektup, Renan MüdafaanamesiTarih Devr-i İstila, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam TarihiAnı Magosa Mektupları İntibah Ali Bey, iyi öğrenim görmüş varlıklı bir gençtir. Çamlıca'da tanıştığı Mahpeyker adlı kötü bir kadına âşık olur. Annesi Ali Bey’i bu kadından uzak tutmak için Dilaşup adında cariyeyi eve alır. Amacı Ali Bey’i Mahpeyker’den kurtarmaktır. Ali Bey Dilaşup’a âşık olur. Bunu anlayan Mahpeyker, Dilaşup’a iftira atıp kovulmasına neden olur. Dilaşup’u kendisi satın alır. Böylece Ali Bey’i tekrar ona döneceğini düşünür. Ama Ali Bey ona dönmeyince öfkelenir ve Ali Bey’i öldürmeyi düşünür. Bir plan kurar. Dilaşup bu planı duyar. Ali Bey'e haber eder. Ali Bey ilk başta inanmaz ancak sonradan durumu fark ederek evden kaçar. Dilaşup, Ali Bey'in paltosunu görür. Onu giyinir ve uyur. Bunun üzerine katil, Dilaşup’u Ali Bey sanıp öldürür. Bunu gören Ali Bey de Mahpeyker’i öldürür. Ali Bey hapse düşer, bir süre sonra bu üzüntüye dayanamayıp ölür. Celaleddin Harezmşah Harezmşahlardan Mehmet, Moğol kervanına baskın düzenleyince Moğol ordularının saldırılarınca öldürülür. Yerine oğlu Celaleddin geçer. Moğollara yenilen Celaleddin, Hindistan’a kaçar. Oğlunu ve karısını nehre atar. Hindistan’da ordu toplar, Tebriz’e kadar gelir. Kalenin hükümdarı Mihrican, Celaleddin’e âşık olur. Kaleyi teslim edip onunla evlenir. Savaş sırasında tekrar Moğollara yenilen Celal, öldürülür. Cezmi . III. Murad devrindeki Türk-İran savaşlarından birinde İranlılara esir düşen Kırım şehzadesi Âdil Giray’ın İran sarayında şahın karısı Şehriyar ile kız kardeşinin Perihan kendisine duydukları ikili aşkı arasında kalması ve ve Cezmi’nin kendisini kurtarmak üzere saraya gelişi anlatılır Âkif Bey Kırım savaşında çok sevdiği karısını bırakarak vatanî göreve koşmakta tereddüt etmeyen bir bahriye zabitinin Âkif Bey vatanperverliğiyle karısının Dilruba sadakâtsizliği teşkil eder. Eser vatanî duygularıyla başlayıp ihanetin sebep olduğu aile faciasıyla biter. Vatan yahut Silistre İslam Bey, uzaktan uzağa Zekiye'yi sevmektedir. Bir gün gönüllü olarak Silistre'ye gitmeyi ister ve gitmeden Zekiye'yle buluşarak ona duyduğu sevgiyi anlatır. Bu sevginin sonucunda Zekiye, bir yolunu bulup İslam Bey'in peşinden cepheye gider ve Âdem isimli bir erkek kılığına girer. Savaşta İslam Bey yaralanır. Ona Âdem kılığında Zekiye bakar. Kumandan Sıtkı Bey, Zekiye'nin babası çıkar. Askerlikte yaşadığı durumdan ötürü adını değiştirmiştir. Şehir işgalden kurtarıldıktan sonra bu ikilinin düğünü yapılır. Zavallı Çocuk Ata, küçük yaşta öksüz kalmış ve akrabası Halil Bey, onu kendi çatısı altına almıştır. Ata ve Halil Bey’in kızı Şefika, birlikte büyümüştür. Ata, tıp fakültesi okumaktadır. Maddi sıkıntı çeken Halil Bey, kızını Paşa ile nişanlamak ister. Şefika, babasına bir türlü Ata’yı açıklayamaz. Verem olur. Ata durumu haber alır, Şefika’nın yanına koşar. Durumu görünce kuvvetli bir zehir alır ve o da Şefika’nın kollarında vefat eder. Kara Bela Behrever Banu ve Mirza Hüsrev’in aşkını anlatır. Behrever Banu, Hint şahlarından birinin kızıdır. Ahşit isimli lala, kendini hadım olarak tanıtmış ve Behrever’in hizmetine verilmiştir. Mirza Hüsrev, bir gün gizlice saraya getirilir. Duyulan ayak sesleri üzerine Ahşit, Mirza’yı bir odaya saklar. Behrever’e âşık olan Ahşit, Behrever Banu’yu tehdit eder. Behrever korkudan bayılır. Ahşit ona tecavüz eder. Behrever, bu olayın yükünü kaldıramayacağını anlar. Ölüm döşeğindeyken her şeyi anlatır. Mirza, Ahşit’i öldürür. Kendisi de sonrasında ölür. 4. Ahmet Mithat EfendiDöneminin “Yazı Makinesi” ya da “Hace-i Evvel” lakaplı Makinesi unvanı, karşıtları tarafından Evvel denmesinin sebebi, halkı eğitme çabasındandırDöneminin en çok eser veren yüze yakın eser okuma alışkanlığı eğitmek açık ve anlaşılır bir dille yazmıştır. Okuyucuyu eğitme kaygısından ötürü, olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler bir meddah gibi “Ey Kari” şeklinde tuttuğunu da açıkça nedenle tekniği başarılı iyiler kazanır, kötüler Türkçesini yazılarla geçimini sağlayan ilk Devir, Tercüman-ı Hakikat gazetelerini akımını kendi anlayışına ters bir şekilde ağır dilinden ötürü hikâye kitabı Letaif-i Rivayat’ı Cinayat adlı ilk polisiye romanı Bey ve Rakım Efendi, yanlış Batılılaşmanın eleştirildiği bir eserdir ve Felatun Bey, Eflatun benzetmesiyle Batı'yı temsil Mithat'ın son tiyatrosu olan Çerkes Özdenler hem tiyatroda oynanmak hem de roman gibi okunmak üzere yazılmıştır. Ahmet Mithat Efendi, köy hayatının şehir hayatından üstün olduğunu Bahtiyarlık isimli eserinde savunur. Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye Hanım ile ortaklaşa yazdığı eser, Hayal ve Hakikat' Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayat , TeehhülRomanHasan Mellah, Hüse-yin Fellah, Felatun Beyle Rakım Efendi, Süleyman Musli, Henüz On Yedi Yaşında, Esrar-ı Cinayat, Durdane Hanım, Dünyaya İkinci Geliş, Jön Türk, Paris’te Bir Türk...NOT Bazı kaynaklarda Yeniçeriler roman olarak geçer, bazı kaynaklarda ise Letaif-i Rivayat içinde bir hikâye olduğu Eyvah, Çerkez Özdenler, ÇengiGezi Avrupa’da Bir CevelanAnı MenfaMektup Muhaverat ve Muhaberat5. Şemsettin SamiSözlük, ansiklopedi ve dil alanındaki çalışmalarıyla Kitabeleri, Kutadgu Bilig gibi Türk edebiyatının ilk eserlerini Türkiye Türkçesine gazetesini kurdu ve Tercüman-ı Şark gazetesinde başyazarlık yerli roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı yazmıştır. Tesadüflere geniş yer ve Robinson Crusoe’u isimli tiyatrosunda Firdevsi’nin Şehname’sinden esinlenme vardır ve Dahhak, Cemşid, Perviz gibi karakterler vardır EserleriSözlük Kamus'ul Alam, Kamus-ı Franse-vi, Kamus-ı TürkîTiyatro Gave, Besa yahut Ahde Vefa, Seyyid Yahya6. Ahmet Vefik PaşaOsmanlı Devleti'nin gelişime en açık devlet ve Türkçülük akımlarının ilk Vefik Paşa, Türkçenin sadeleşmesi için Çağataycadan sözcük almayı teklif Türk tiyatrosunun temelini çevirdiği Zor Nikâh, edebiyatımızın ilk çeviri tiyatro Osmanî adlı Türkçeden Türkçeye ilk sözlük çalışmasını Lehçe-i Osmani, Müntehebat-ı Durub-ı Emsal Atasözleri kitabıTarih Şecere-i Türkî, Hikmet-i Tarih, Fezleke-i TarihTiyatro Kadınlar Mektebi, Kocalar Mektebi, Tartüffe, Meraki, Azarya, Zoraki Tabip, Zor Nikâh…b. Tanzimat 2. Dönem Şair ve Yazarları1. Recaizâde Mahmut EkremKendi döneminin “üstadı” olarak eleştirmen, teorisyen ve hoca sıfatıyla 2. Dönem’in önde gelen Fünun’un temelini nedenle 2. döneme “Hamid-Sezai-Ekrem Mektebi” de edebiyata karşı yeni edebiyatı Naci ile “Kafiye göz-kulak içindir” tartışmasına girişmiştir. Bu tartışma abes-muktebes tartışması olarak da edebiyatını esas olarak kabul hikâye, roman, tiyatro, eleştiri türlerinde eserler vermiştir. “Sanat sanat içindir.” anlayışına bağlıdır.“Her güzel şey şiirin konusu olabilir.” görüşüyle Türk şiirinin konusunu göre şiir, konuşma dilinden farklı Piraye, Emcet ve Nijat’ın ölümü onu sarsmış, bu ölümler duygusal şiirler ilk realist romanı Araba Sevdası’nı yazmıştır. Bihruz Bey, yanlış Batılılaşmanın timsalidir. Tartışmalar sırasında etrafında toplanan gençler üzerinde etkili olan yazar, Servet-i Fünun’un hazırlayıcısı romantizm, romanlarında realizmin Edebiyat adlı kitabında, edebiyat teorilerine yer yazdığı ilk tiyatro Afife Anjelik, ilk şiiri Nağme-i Seher, ikincisi ise Yâdigâr-ı Şebab’ Araba SevdasıHikâye Şemsa, Muhsin BeyŞiir Nağme-i Seher, Yâdigâr-ı Şebab, Pejmürde, Nijad Ekrem, ZemzemeTiyatro Atala, Vuslat, Çok Bilen Çok Yanılır, Afife AnjelikEdebiyat Kitabı Talim-i Edebiyat Hasret beni cayır cayır yakarken Bedenimde buzdan bir el yürüyor. Hayaline çılgın çılgın bakarken Kapanası gözümü kan bürüyor. Ah Nijad – Recaizade M. Ekrem 2. Muallim NaciAsıl adı “Ömer”dir ve döneminde otorite olarak Türk şiirinin son temsilcisi olarak edebiyatında divan edebiyatı alışkanlıklarını savunan ve sürdüren bir yazardır. Eski edebiyatı savunurken yeni edebiyata da kapıları kapatmamıştır. Yenilikten ziyade, taklit etmeye karşı ustaca Fikret, Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı’nın aruzu Türkçeye uydurma başarı-sının arkasında Muallim Naci yer edebiyatından da faydalanmıştır.“Kafiye, göz içindir.” anlayışını savunmuş ve Recaizâde Mahmut Ekrem’le tartışmıştır. A. Hamit de dili yönüyle bu tartışmadan payını anlayışlarını Zemzeme ve Takdir-i Elhan’da eleştiren R. M. Ekrem’e Saadet gazetesinde “Demdeme” başlığıyla sert bir cevap cevap edep dışı bulunarak dönemin hükûmeti tarafından ölçüsünü ve sade dili kullandığı şiirler de söz eden ilk şiir olan Köylü Kızların Şarkısı’nı Şerare, Ateşpare, Füruzan, Sümbüle, Yadigâr-ı NaciSözlük Lugat-ı NaciAnı Ömer’in ÇocukluğuEleştiri DemdemeTiyatro HederMektup Muhaverat ve MuhaberatManzum Destan Gazi Ertuğrul Bey Tepeden nasıl iniyor bakın Bu kızın nişanlısı şanlıdır Yaradan nazardan esirgesin Koca dağ gibi delikanlıdır. Köylü Kızların Şarkısı – Muallim Naci 3. Abdulhak Hamit TarhanDahi-i Azam, Şair-i Azam yani Büyük Şair olarak Şairi, Şiire Metafizik Ürpertiyi Getiren Şair olarak da için sanat, şiir ve tiyatro alanında karşımıza şiir kitabı Sahra’ eseri ise Macerayı Aşk adlı şiirini yıkan adam olarak da yeni teknikler hareketinin asıl başarısını şiirde gerçekleştiren fikirlerini başarıyla Servet-i Fünun şairlerini şiirine yenilikler katmış, zincirleri kıran şair olarak da göze ve metafizik konuları ele alan felsefi şiirler şiiri bu duruma net şiirinin biçimsel özellikleri anlamda doğayı en geniş biçimde ele alan ilk pastoral şiiri -Sahra'yı- mersiye olan Validem adlı şiiri ilk kafiyesiz Hamit, Zühre-i Hindî, Rakkâse şiirlerinde ilk defa üçlükleri yanında heceyi de oldukça ağır ve sanatlıdır. Devrik cümlelerle dilin kurallarını eserleri sahne tekniğine uygun değildir, okunmak için açıdan zayıf eserler ve aruz ölçüsüyle manzum tiyatrolar adlı dramını “en güzel eserim” olarak etkisinde olduğu için tiyatro eserlerinde tarihî konulara ü Sebat’ta, Rumeli köylülerinin gündelik hayatlarıyla ilgili çeşitli realist sahnelere yer verilmiştir. Bunu, Nâmık Kemal’in Zavallı Çocuk piyesi örnek alınarak yazılan İçli Kız adlı eseri takip Hamit Tarhan, Çanakkale Zaferi'ni Yadigar-ı Harp'ta konu edinmiştir. Nesteren ile siyasi şüpheleri üzerine çekmiş ve görevine son Sahra, Divaneliklerim yahut Belde, Makber, Garam, Hacle, Ölü, Bunlar Odur, Baladan Bir Ses…Tiyatro Hece Tiyatroları Nesteren, Liberte, Hakan,Aruz Tiyatroları Eşber, Tezer, Nazife, İlhan, Turhan, Yabancı Dostlar, Tayflar Geçidi, Ruhlar…Mensur Macera-yı Aşk, Sabr u Sebat, İçli KızNazım - Nesir Karışık Duhter-i Hindû, Tarık, İbni Musa, Zeynep, Finten, Yadigar-ı Harb. Eyvah! Ne yer ne yâr kaldı, Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip Samipaşazâde SezaiRealizm akımının etkisinde bulunan Samipaşazade Sezai, öykü tekniğini Batılı seviyede anlamda ilk realist öykü kitabını ŞeylerSergüzeşt romanında köleliğe yönelik eleştirel bir içerik sunmuştur. Sergüzeşt Dilber, Kafkasya’dan getirilen esir bir cariyedir. Birçok yer dolandıktan sonra Asaf Paşa’nın konağına satılır. Burada konak sahibinin oğlu Celal ile aşk yaşarlar. Bunu öğrenen Celal’in annesi Dilber’in oğluna layık olmadığını dile getirir ve gizlice Dilber’i başkasına satar. Celal Bey duyunca üzüntüsünden hasta olur. Dilber, Mısır’a götürülür. Oradaki sahibinin odalığını kabul etmediği için bir odaya hapsedilir. Dilber’e âşık olan, iyi kalpli Cevher, onu kurtarıp İstanbul’a yollamak ister. Her şeyi planlar, bileti hazır etmiştir. Dilber’in tutulduğu odaya merdiven dayar, Dilber’i çıkarır ama kendisi merdivenden inerken ayağı kayıp düşer. Orada ölür. Dilber korkar, ne yapacağını bilemez. Kurtuluşu kendini Nil’in sularına bırakarak intihar etmede bulur. EserleriRoman SergüzeştHikâye Küçük ŞeylerTiyatro ŞirNot İclal ve Rümuz’ul Edep; nesir, anı, söyleşi Nabizâde NazımRealist, natüralist özellikler taşıyan bir köy romanı olan Karabibiki 1890 eser kimi kaynaklarda uzun hikâye olarak Türk edebiyatının realist-naturalist çizgideki psikolojik roman denemesi olarak da kabul kaynaklarca ilk tezli roman alınır. Karabibik Olay Antalya’nın bir köyünde geçer. Karabibik, geçimini toprakla sağlamaktadır. Otuzu geçmiş kızı Huri ile yaşamaktadır. Karabibik, toprağını Yosturoğlu’na kaptırmamak için uğraşır. Sarı İsmail’e kızını verip toprağını kurtarmak ister. Fakat Sarı İsmail kızı almaz. Karabibik bunun üzerine Rum tefeci Yani’den borç para alıp bir çift öküz alır. Böylelikle toğrağını sürecek ve son kalan toprağını da Yosturoğlu’na kaptırmamış olur. Bu sırada Yosturoğlu’nun yeğeni Hüseyin, Huri’yi ister; Yosturoğlu ile akraba olacağını düşünen Karabibik kabul eder. Zehra Zehra, yaratılış bakımından kıskanç bir kadındır. Suphiyle evlenir. Mutludurlar. Bir süre sonra Suphi Bey'in annesi ev işlerine yardımcı olması için Sırrıcemal adında bir hizmetçi kadın alır. Bu sıralarda Zehra'nın kıskançlığı yüzünden Suphi ondan soğumuş ve uzaklaşmıştır. Sırrıcemal güzel bir kadındır ve Suphi'nin ilgisini çeker. Suphi karısının kıskançlığına dayanamaz, boşanır ve Sırrıcemal ile evlenir. Zehra, bunu kaldıramaz ve intikam duygusu alevlenir içinde. Ürani adında bir Rum kadınını, Suphi Bey’i baştan çıkarması ve Sırrıcemal’den ayırması için tutar. Ürani bu görevi başarır ve Suphi’yi kendine âşık ettirir. Bunu gören Sırrıcemal dayanamaz intihar eder. Zehra da bu sırada Muhsin ile evlenmiştir. Fakat kocası Muhsin bir süre sonra ölünce bu evliliği de uzun sürmez. Zehra yine mutsuz bir yaşam sürmeye başlar. Suphi, Ürani’nin kötü bir kadın olduğunu anlar ve onu da aşığını da öldürür. Zehra tüm bu olanlara fazla dayanamaz, hastalanır ve bir süre sonra ölür. NOT Mizancı Mehmet Turfanda mı Turfa mı?, Fatma Aliye Hanım Muhadarat, Direktör Ali Bey Ayyar Hamza, Lehçet-ül Hakayık, Seyahat Jurnali bu dönemin diğer yazarlarıdır. Hazırlayan Melih ÖZDAMAR Bu uyarı bildirim kutusudur İçeriklerimiz, pdf anlatımlar dahil, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nca korunmaktadır. Telif haklarının herhangi bir şekilde ihlali, başka yerlerde isimsiz yayımlanması, çeşitli kitap kaynaklarında izinsiz yer alması, içeriğin izinsiz kopyalanıp başka bir isimle tanıtılması vb. ile yapan kişi, kişiler veyahut kurumlar hakkında gerekli işlemler başlatılacaktır. Türkçe ve Edebiyat yönetimi.
muallim naci eserleri ve özellikleri